Yapı Kredi Yayınları Boris Pasternak’ın Doktor Jivago romanını Hülya Arslan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle yayınladıktan sonra şimdi de bir incelemeyle devam ediyor “Jivago konusuna”. Peter Finn ve Petra Couvée’nin birlikte kaleme aldığı “Jivago Vakası – Kremlin, CIA ve Yasak Bir Kitabın Etrafında Dönen Savaş” Mart ayında yayınlandı. Çevirmen Yeşim Seber, editör Yasin Sofuoğlu.

Amerikalı ve Avrupalı yazarların kaleminden çıkan metin özeni, derinliği, isabetli vurguları ve bir edebiyat incelemesi için sıra dışı olsa da bir an bile düşmeyen temposuyla son derece doyurucu. Aslında edebiyattan ziyade olay incelemesi demek daha doğru. Çünkü Doktor Jivago yalnızca bir roman değil, başlı başına bir olay. Ve yirminci yüzyılda Rus edebiyatına ve bu edebiyatın dünyada algılanış biçimine bu kadar damga vurmuş bir benzeri yok. (*)

Kitabın alt başlığı gizli servisler arasında bir savaş olduğu izlenimi uyandırsa da, okudukça görülüyor ki, mesele esasen birey olarak Boris Pasternak ve devlet olarak Sovyetler Birliği arasında. Kitabın SSCB dışında yayınına aracılık eden İtalyan komünisti Sergio D’Angelo’nun isabetli ifadesiyle, bu “Sovyet devletinin Doktor Jivago’ya karşı yürüttüğü bir savaş” (s. 146). Savaşı tırmandıran da Sovyet iktidarının kitabın yayınlanmaması yönündeki baskısı ve buna karşı Boris Pasternak ve İtalyan komünist yayıncı Giangiacomo Feltrinelli’nin direnci. CIA ve batı medyası işe karıştığında iki hasım cephe çoktan silahları çekmiş durumda.

Rus kültür-sanat tarihini Rusça okuyanların eninde sonunda rastlayacağı uğursuz bir kelime var: travlya, yani sürek avı. Sovyet rejiminin “bireysel sözün” peşine düştüğü her vakada, kelimenin tekrar tekrar doğrulanan isabetine şaşmamak elde değil. Boris Pilnyak, Yevgeni Zamyatin, Anna Ahmatova, Mihail Zoşçenko, Yosif Brodski, Aleksandr Soljenitsın… Finn ve Couvée’nin çalışması Boris Pasternak için başlatılan sürek avının ayrıntılarını gözler önüne sermesi bakımından da son derece öğretici.

Kitapta yanıtını bulduğumuz sorulardan biri şu: Rejimi bu kadar rahatsız eden ne Pasternak’ın romanında? Devlete yakın duran pozisyon sahibi yazar arkadaşlarının mektubundan okuyalım:

“Romanınızla ilgili bizi rahatsız eden şey… romanın ruhu, genel havası ve yazarın hayata dair görüşleridir… Romanınızın ruhu sosyalist devrimin kabul edilmemesi yönündedir. Romanınızın genel havası da Ekim Devrimi’nin, İç Savaş’ın ve bunların beraberinde getirdiği toplumsal dönüşümlerin insanlara acıdan başka bir şey vermediğini ve Rus entelijansiyasını fiziksel olarak ya da ahlaken yok ettiğini söylemektedir.” (s. 133)

Pasternak’ın kendisi bile bundan daha iyi özetleyemezdi.

Peki yazarın direncini besleyen ne?

Blogda daha önce yayınladığım, Vasili Grossman’ın gözünden Sovyet sosyalizmi: Her şey geçip gider yazısında “Grossman’ın bir birey olarak ne kadar bunaldığı, içini dökmeye ne kadar susamış olduğu açık seçik görülebiliyor” demiştim. Ayrıca yazarın sansürü, yerleşik edebiyat kurum ve doktrinlerini umursamayan bir “anlatma hevesi” olduğundan söz etmiştim. Bu heves Pasternak’ta da fazlasıyla var. Tıpkı Grossman gibi onun da içindekini söylemek, mevcudu reddetmek ve tabuları hırpalamak için istek duyduğu açık.

Jivago Vakası’nın örtük temalarından biri de Sovyet toplumunu kılcallarına kadar esir alan korku. İşverenlerinin, Peredelkino’da yaşayan meslektaş komşularının ve hatta ailesinin korku içinde Pasternak’a uyguladığı olağanüstü markajın boyutlarını öğrenip de yazarın gösterdiği dirence hayran olmamak elde değil.

Grossman gibi Pasternak’ın da bunu Stalin hayattayken değil, Kruşçev’in iktidarda olduğu nispi özgürlük döneminde yapmış olması bence anlaşılır. Pasternak’ın adımlarını takip ederek 1960’ların ortalarında eserlerini ülke dışında yayınlatan Sinyavski ve Daniel’in hedefe konduğu sürek avının katılımcılarından Mihail Şolohov’un “Eski günlerde olsa görürdüm sizi!” tehdidini hatırlıyorum mesela. Evet, eski günlerde olsa Pasternak Doktor Jivago’yu ülke dışında yayınlatamaz, Grossman Her Şey Geçip Gider’i yazamazdı. Ama Kruşçev döneminde de resmi edebiyata sırt çevirmenin bir bedeli vardı ve Finn ve Couvée’nin çalışmasından anlaşılan, hem Pasternak, hem de ailesi canlarıyla olmasa da bu bedeli fazlasıyla ödemiş görünüyor.

İtiraf etmem gerek, Doktor Jivago’yu okuduğumda, iyi bir roman mı, yoksa sansasyon rüzgarını arkasına almış vasat veya vasat üstü bir eser mi olduğu konusunda epey tereddütte kalmıştım. Hala giderebilmiş değilim bu soru işaretlerini ama Jivago Vakası, üzerinde düşünmeye değer bazı ipuçları sunuyor.

Lev Tolstoy’un Leonid Andreyev’in 1905 Rus-Japon savaşının dehşetini resmettiği Kızıl Kahkaha’sı için söylediği rivayet edilen şöyle bir söz var: “Korkutmaya çalışıyor, ama korkmadım.”

Doktor Jivago ile ilgili benim hissiyatım da buna benzer. Ele aldığı barbarlık konusunda Pasternak’a yakın bir yerdeyim ama romanı beni korkutmayı başaramadı.

Öte yandan, Finn ve Couvée’nin çalışmasından edebiyat camiasının Doktor Jivago’yu başka bir çerçevede ele aldığını görüyoruz. Albert Camus’nün Pasternak’a hitaben söyledikleri:

“19. yüzyıl Rusyası olmasaydı ben bir hiçtim… Beni besleyen ve gücüme güç katan Rusya’yı sizin şahsınızda yeniden keşfettim.” (s. 204)

Ve Nobel ödülünü veren İsveç Akademisi’nin açıklaması:

“Ödül, sanatçının çağdaş şiir dalındaki ve büyük Rus anlatı geleneği alanındaki kayda değer başarılarından dolayı verilmiştir.” (s. 211)

Bahsettiğim ipuçlarından biri işte bu. İlk bakışta basmakalıp gelen bu değerlendirmelerin arka planına değinmekte yarar var. Camus, akademi üyeleri, yabancı yazarlar, Rus yazarlar, okurlar… Pek çok kişi Rus edebiyatının on dokuzuncu yüzyılda kaydettiği ve pek muhtemeldir ki daha uzun süre unutulmayacak muazzam başarısının ardından Sovyetler eliyle yok olmanın eşiğine getirilmesi ve adına sosyalist gerçekçilik denen ucubeye indirgenmesi karşısında büyük bir şok yaşadı. Boris Pasternak gibi hakiki bir şairin Doktor Jivago gibi bir anlatıyla ortaya çıkmasının politik çerçeveden bağımsız olarak pek çok edebiyatseveri heyecanlandırdığı anlaşılıyor. Demek ki o büyük gelenek ölmemiş, demek ki bireysel söz, büyük edebiyat hala ayakta. Camus’nün sözleri işte bu heyecanın göstergesi.

Jivago Vakası’nı Rus edebiyatı ve modern Rusya tarihinin meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.

Son sözler, adet olduğu üzere yine Türkçe çeviri ve yayın üzerine.

Ben YKY’nin Jivago konusuna gösterdiği ilgiyi takdir etmekle birlikte, hem Doktor Jivago romanı, hem de Jivago Vakası incelemesi üzerinde çalışırken gereken yayıncı konsantrasyonunu göstermediğini düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla, her iki kitabın editörleri de Rusça bilen insanlar değil. Bu da kaçınılmaz olarak metinlerde hata ve eksiklerin önünü açıyor.

Örneklemek gerekirse… Yeşim Seber’in çevirisinde Rusça eser adları İngilizce bırakılmış. Türkçe okurun gözünden bakarsak, Pilnyak’ın Mahogany adında bir yapıtı olamaz (s. 16). Bu ya “Krasnoye derevo”’dır, ya da “Maun”dur.

Mayakovski’ye ait şu cümle: “Bunu White basımevinin eline teslim etmek düşmanlarımızın cephanesinin gücüne güç katar.” (s. 16) Rus tarihine meraklı okur hemen tahmin edecektir, Mayakovski burada White adında bir basım evinden değil, Kızıllar’ın düşmanı Beyazlar’dan ve “onların kontrolündeki basından, yayın evlerinden” söz etmekte.

79. sayfada çevirmenin İsa ile Mesih’i birbirine karıştırdığını da not etmekte fayda var. “Sen gerçekten İsa’sın” ile “Sen gerçekten Mesih’sin” cümleleri açık ki bambaşka şeyleri ifade ediyor. Yıllardır görmediğiniz ahbabınıza bir türlü seslenirsiniz, Tanrı’nın oğlu olduğuna ve insanlığı kurtaracağına ikna olduğunuz birine başka türlü.


(*) Öyle ki bu “olayın” bir ucu bana da uzanıyor.

Bir süre önce, Rus edebiyatı merakımın nasıl başladığını hatırlamaya çalışırken hayretle fark ettim ki, bu edebiyattan okuduğum ilk kitap Doktor Jivago idi. Orta okul yıllarında bir yerlerden elime nasıl geçmişti bu kitap? Muhtemelen David Lean’in filmini izledikten sonra. Bu hiç de tesadüf değildi. Sovyetler Birliği yeni yıkılmıştı. Yani yorgan gitmişti, kavga da bitmek üzereydi. Ama Soğuk Savaş’ın sönmeye yüz tutmuş ateşinden birkaç kıvılcımın benim gibi yeni yetişen dimağlara sıçradığı da oluyordu. Doktor Jivago kitabı ve Jivago tartışması işte bu kıvılcımlardan.

Peki zihnimde ne kalmıştı Doktor Jivago’dan o günlerde? Ergen hayallerini süsleyen güzel kadın imgesinden ve Rus egzotiğinden başka hiçbir şey elbette. Ama egzotik deyip geçmemek gerek. Ağırlıksız gibi dursa da insanın önce merakını, ardından da adanmış ilgisini ardından sürükleyecek kadar etkili.

Reklamlar