Nâzım Hikmet’in en bilinen ve sevilen şiirlerinden biri 1928 yılına tarihlenen Salkımsöğüt. Hatırlayalım:

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!

Red_Cavalry_Riding
Kazimir Maleviç – Skaçet krasnaya konnitsa, 1928-1932.

 

Kazimir Maleviç’in Kızıl Atlılar Dörtnala Koşuyor adlı (Skaçet krasnaya konnitsa) aynı yıllara tarihlenen meşhur tablosuyla bütünleşmeye oldukça yatkın mısralar. Ancak Hikmet’in şiirinde epiğin yanı sıra drama da yer var:

Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!

Devamında rüzgar kanatlı atlılar uzaklaşırken geride kalan Kızıl ordulunun ağıdını salkım söğütler söyler:

Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!

Bunun gibi yapı bütünlüğü kuvvetli ve gayet anlaşılır bir şiirde salkım söğütlerin neden ağladığı sorusu kulağa saçma gelebilir. Ben yine de sormadan edemedim. Edemedim, çünkü Türkçede salkım söğüt olarak bildiğimiz ağacın Rusçası bir miktar zihnimi kurcaladı: plakuçaya iva, yani ağlayan söğüt.

Acaba Nâzım Hikmet Rusya’ya ikinci gidişinde, ya Moskova’da, ya da 1928’de Türkiye’ye dönerken yazdığı bu şiirde salkım söğüt ağacının Rusça isminden ilham almış olabilir mi?

Masalların Masalı şiirinin ortaya çıkış öyküsünde görmüştük: Nâzım Hikmet Sovyetler Birliği’ndeki edebi süreçle ve bu sürecin dili Rusçayla son derece içli dışlı bir sanatçı. Bu etkileşimin yapıtlarında bıraktığı belirgin izler var. Salkımsöğüt‘te de benzer bir izin varlığı bence gayet olası.

Salkım söğüte göz yaşlarını yakıştıran tek halk değil Ruslar. İngilizce weeping willow ifadesini anımsayalım. Pek çok batı dilinde de benzer adlandırmalar söz konusu. Peki neden? Nereden bu semantik ortaklık?

Büyük olasılıkla XVIII. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmiş bir yanlış anlama ve çeviri hatasından.

Salkım söğütün anavatanı Çin. Buradaki adı anlamsal olarak bize yakın. Ağaç erken bir tarihte İpek Yolu üzerinden Orta Doğu’ya ulaşmış. Avrupa’ya ilk gelişi ise XVII. yüzyıl sonlarında, Osmanlı üzerinden.

İngilizcede salkım söğütün ilk yazılı betimlemesi 1682 tarihli. 1675-76 yıllarında levantı gezen İngiliz din adamı George Wheler ilk kez Bursa’da gördüğü bu ağacı “yere doğru eğilecek kadar esnek geniş dallara sahip bir söğüt ağacı” olarak tanımlıyor. Belli ki, ağacın tam adı henüz konmamış.

Wheler'ın gözünden Bursa (A journey into Greece, 1682).
Wheler’ın gözünden Bursa (A journey into Greece, 1682).

Ağaca bilimsel adını veren, ünlü İsveçli bitki ve hayvan bilimci Carl Linnaeus. Büyük bilim insanının salkım söğüt için seçtiği isim Salix babylonica, yani Babil Söğüdü. Sebebine gelince…

Eski Ahit‘ten Mezmur 137’yi hatırlayanlar vardır (Hiçbir yerden değilse bile Boney M’in şarkısından belki). İncil.info sitesindeki imzasız çevirilerin birinden aktaralım:

BABİL ırmakları kenarında, Orada oturduk, Ve Sionu andıkça ağladık. İçindeki söğütler üzerine Çenklerimizi astık. Çünkü orada bizi sürgün edenler Bizden teraneler, Ve bize azap edenler bizden şenlik istediler: Sion teranelerinden birini bize okuyun, dediler. Yabancının toprağında RABBİN teranesini nasıl okuyalım? Eğer seni unutursam, ey Yeruşalim, Sağ elim hünerini unutsun.

Aktarılanlara göre, Linnaeus da tıpkı buradaki Türkçe çevirmen gibi söz konusu ağacın söğüt, dahası salkım söğüt olduğunu düşünmüş ve buradan yola çıkarak kendine bilimsel bir isim bekleyen bu ağaca Salix babylonica’yı uygun görmüş.

Mezmur 137. IX. yüzyıl, Konstantinopol.
Yunanca el yazması Mezmur 137. IX. yüzyıl, Konstantinopol.

Halbuki bugün artık bunun bir çeviri hatası olduğu, adı geçen ağaçların da aslında kavak olduğu biliniyor. Yine İncil.info’dan aynı kısmın daha güncel (ama yine imzasız) bir çevirisi şöyle:

Babil ırmakları kıyısında oturup Siyon’u andıkça ağladık; Çevredeki kavaklara Lirlerimizi astık. Çünkü orada bizi tutsak edenler bizden ezgiler, Bize zulmedenler bizden şenlik istiyor, “Siyon ezgilerinden birini okuyun bize!” diyorlardı. Nasıl okuyabiliriz RAB’bin ezgisini El toprağında? Ey Yeruşalim, seni unutursam, Sağ elim kurusun.

Bununla birlikte, söz konusu çeviri hatası Carl Linnaeus’a ait olmayabilir. Bazı İngilizce sözlükler weeping willow ifadesinin yazılı dilde ilk kez 1731’de kullanıldığına işaret ediyor. Buna göre, ifadenin doğum tarihi, ağacı ilk gören İngiliz olan Wheler’dan sonra ama Linnaeus’tan önce olsa gerek. Ama bunun pek bir önemi yok. Önemli olan o dönem Avrupasında bir yerde birilerinin Eski Ahit Yahudilerinin göz yaşlarıyla salkım söğütleri bir arada düşünmüş olması (Weeping Willow of Babylon) ve bu düşünüşün -Rusça dahil- söz konusu dillerde kemikleşerek bugüne ulaşması.

Babil esirlerinden Kızıl Ordu askerlerine dek onlarca kuşak için göz yaşı döken söğütün düzeltmelere açık öyküsü kısaca işte böyle.

Reklamlar