Zabel Yesayan’ın Sovyet hapishanelerindeki son günleri

Sovyet zamanı devlet terörüne kurban gidenlerin hatıralarının izini süren Memorial örgütünden daha önce söz etmiştim. Örgütün en önemli başarılarından biri rejime kurban gidenlerin adını, sanını, nihai kaderini unutulmaktan kurtarmak. Bu amaçla oluşturulmuş bir internet siteleri var. lists.memo.ru adresinden erişilebilen sitede kurbanlar listeler halinde isim isim sıralanıyor.

Listeleri ayıklayıcı gözle taradığınızda bir zamanlar Osmanlı toprağı olmuş bölgelerde doğan, sonradan Sovyetler Birliği’ne yerleşmiş ve burada rejimle başı derde girmiş yüzlerce insanın adına rastlamak mümkün. Samsunlu Rumlar, Eleşkirtli Ermeniler, Süryaniler ve sayıları nispeten az olsa da Millet-i Hakime mensupları…

Listelerde yer alan bilgiler Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kamunun erişimine açılan güvenlik dökümanlarından alınma. Kullanılan dilden de anlaşılıyor bu. Örneklemek gerekirse:

Sidiropulo, Georgi Nikolayeviç. Doğum tarihi …1878, Trabzon, Türkiye. İlk okul mezunu. Partisiz. Bıçakçı. Adresi: … Tutuklanma tarihi: … 1937. Karşıdevrimci Rum casusuluk örgütü üyesi. … 1938’de kurşuna dizildi. … 1962’de itibarı iade edildi…

Anadoluda doğmuşlar arasında Rumların ve Ermenilerin hissedilir bir ağırlığı söz konusu. 1. Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında memleketi baştan başa kesen etnik sürgün dalgaları bu insanları Rusya’ya-Sovyetler Birliği’ne savurmuş gibi görünüyor. Meslek bilgilerine bakılırsa çoğu alt-orta tabakaya mensup. Ayakkabı boyacısı, aşçı, fırın işçisi, taş ustası, köylü. Bazısı eğitimsiz, bazısı sadece okur yazar, bazıları da nadiren de olsa yüksek eğitim sahibi. Bir kısmı sonradan kolhozcu.

Geride önemli bir kişisel zafer veya entelektüel miras bırakmadıklarından olsa gerek, isimleri listelerden öteye gidememiş, ayrıntılı hatıraları bugüne ulaşamamış.

İstisnalar var elbette. İstanbul doğumlu yazar Zabel Yesayan örneğin. (Yesayan’ın hayatına dair bilgi edinmek için Saro Dadyan’ın 5Harfliler’de yayımlanan yazısı okunabilir.)

Yesayan’ın edebi mirasını güncel kılan, doğal olarak 1915 ve öncesiyle ilgili tanıklıkları. İlaveten kendisinin de kesin bir ölümden kıl payı kurtulmuş olması. Doğal olarak diyorum, çünkü Türkiye tarihinde derin izler bırakan insan kırımına dair tartışmalar hala çok canlı. O kadar güncel olmayan ise Türkiye’deki yağmurdan kaçarken Sovyetler Birliği’nde doluya tutulan yüzlerce insanın hikayesi. Güncel olmayabilirler ama ilginç oldukları kesin.

Dadyan’ın yazısından, 1926-1927’de Moskova’yı ve Sovyet Ermenistanı’nı ziyaret eden Zabel Yesayan’ın, ziyaret izlenimlerini anlattığı ve Sovyet sistemini övdüğü Brometeosın Azadakrıvadz yani Kurtarılmış Prometheus isimli bir eseri yayımladığını öğreniyoruz. 1933’te de ulusal ve sınıfsal umutların peşine düşerek bu ülkeye göç ediyor. Yesayan için birkaç yıl işler yolunda gidiyor anlaşılan. 1937 yılı gelip çatana dek.

1937 Haziranı’nda tutuklanan Yesayan’ın son günleriyle ilgili nispeten az malzeme var. Bugün Ermenistan’da bir müzede korunan 19 mektup ve hapishane arkadaşlarının sınırlı anlatımları. Yazar, çevirmen ve gazeteci Karine Halatova’nın, Sovyetlerde devlet terörüne kurban giden Ermeni yazarları anlattığı Дело № … (… numaralı dosya, 2012) kitabından öğrendiğimize göre eldekiler bundan ibaret.

Yesayan’a yöneltilen ilk suçlama “Çevresinde Sovyet iktidarına karşı sistematik biçimde karşı devrimci ajitasyon faaliyeti yürütmek.” Tutuklanmasından tam sekiz ay sonra gerçekleşen ilk sorgusunda ise suçlamanın “Fransa adına casusluğa” evrildiğini görüyor Yesayan.

Hayatta kalmayı başaran bir hücre arkadaşı Yesayan’ın o günlerde söylediği şu cümleleri aktarıyor:

“Çocuklarımı Sovyet ruhuyla yetiştirmek, elimden geldiğince, olanaklar elverdiğince çalışmak için en iyi ve en içten niyetlerle geldim Sovyet Ermenistanı’na.”

Rejime yürekten bağlı pek çok diğer kurban gibi o da bir yanlışlık olduğu, gerçeklerin er geç ortaya çıkacağı umudunu koruyor. En azından ilk aylarda.

“Hak etmemiş olsam da çekeceğim bu cezayı, Sovyet Ermenistanı’na faydalı olacağım. Ermenistan’a geldiğime pişman değilim.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere Yesayan sıkı bir Ermeni milliyetçisi. Ne var ki, kendi deyimiyle “mezarını kazan” kişi de yine bir Ermeni yazar, Gevork Abov. Yesayan Abov’un ihbarı sonucu tutuklandığı kanısında. Rusça bilmeyen Yesayan’ın yer yer fiziksel işkence içeren sorguları da Ermenice.

Her ne kadar “Bu cezayı çekerim” dese de, idam cezasına çarptırılan Yesayan infazı beklerken sağlığını yitiriyor. Geçirdiği felcin ardından bir süre hastanede tedavi görüyor. İdam cezasının 10 yıl kamp cezasıyla değiştirildiğini öğreniyor sonradan. Hücre arkadaşları bu dönemde Yesayan’ın çocuklarına, torunlarına dönebilmek için yazmaktan da, edebiyattan da vazgeçmeye razı olduğu yönündeki acı sözlerini aktarıyor.

Yesayan’ın mektupları oğlu Hrant, gelini Berkurui ve kızı Sofi’ye.

Mektuplar tümüyle gündelik karakterde. Politika ve edebiyata dair ima düzeyinde bile bir kırıntı yok içlerinde. Bugüne ulaşmaları bu sayede mümkün oldu belki.

Dikkat çekici anlardan biri, Yesayan’ın çocuklarına mektupları Fransızca değil, Ermenice yazmaları yönündeki telkini. Zira hapishane yönetimi Fransızca mektupların içeri girmesine izin vermiyor.

Mektuplara asıl ruhunu verense Yesayan’ın çocuklarına, ama daha çok da torunlarına duyduğu özlem. İlaveten gündelik ihtiyaçları, sıcak giysi, gıda, para, sigara gereksinimleri. Arada Türkçe kelimelere de rastlanıyor. Sucuk, pastırma, kavurma. Hapishanede beslenmek büyük sorun, Yesayan ek gıdaya ihtiyaç duyuduklarını neredeyse her mektubunda tekrarlıyor çocuklarına.

Leninakan, Erivan ve Bakü’den yazılan bu mektupların sonuncusu 1942 ilkbaharına tarihleniyor. Yesayan’ın bundan sonraki kaderi tümüyle karanlıkta.

Yazıyı bu son mektubun çevirisiyle kapatmak sanırım uygun düşer.

Sevgili Hrant!

22 Nisan tarihli son kartpostalın tam zamanında geldi, ben de sana yazmak üzereydim. Kartpostalı alır almaz Sofik’e yazdım. Ama o zamandan beri, yine eskisi gibi, hiç haber yok. Çok endişeleniyorum, özellikle de Berkurui’nin sağlığı için. Sizden çabuk yazmanızı rica ediyorum. Bu kadar umursamaz olmayın. Burada herkese bir sürü mektup geliyor. Beni öksüz yalnızlığına mahkum ediyorsunuz. Hrant can, umursamazlığınız canımı yakıyor. Sabırsızlıkla para bekliyorum ayrıca. Sizdeki adres doğru ama bir karışıklık olmuş da olabilir. Burada gönderi hakkı verirler diye umuyorum. İmkan bulduğumda hemen yazacağım, yani hazırlıklı ol. Yazlık giysiye ihtiyacım var. Hiçbir şeyim kalmadı. Senin gömleklerdeki gibi koyu renkli şeffaf kumaşlardan gönderebilirseniz çok iyi olur. Ve elbette sigara, sigara, sigara. Ama şimdilik bunlara izin yok. Önceden hazırlayın diye yazıyorum. Sımsıkı sarılıp öpüyorum seni, Berkurui’yi, Bagrik’i, Sofik’i ve İzabel’i. Sofik’ten de mektup bekliyorum, mümkünse gönderi de.

Hasretinizi çeken bahtsız anneniz Zabel

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: