Söyleşi: Erdem Erinç’le Bulgakov çevirileri ve Kader Yumurtaları üzerine

Söyleşi dizimize genç kuşak Rusça çevirmenlerinden Erdem Erinç’le devam ediyoruz. Erinç Bulgakov çevirmeni, aynı zamanda yazarın sanatı üzerine çalışmaları olan bir edebiyat bilimci. Doktora eğitimi sırasında Rus göçmen edebiyatında İstanbul imgesi konusuna yoğunlaşan Erinç’in yayımlanmış ve yayımlanmamış çevirileri var.

Öncelikle seni tanıyabilir miyiz? Kimdir Erdem Erinç, Rusça öyküsü nasıl başladı?

1981 yılında Manisa’da doğdum. Üniversiteye kadar da burada yaşadım. 1999’da Erciyes Üniversitesi’ne, Rus Dili ve Edebiyatı bölümüne girdim. Lisans, ardından yine Kayseri’de, Rus Dili bölümünde yüksek lisansa devam ettim. 2003’te de tezimi yazmak üzere aldığım MEB araştırma bursu ile Moskova Puşkin Dil Enstitüsü’ne girdim, burs bitip tezi de savunduktan sonra Moskova’da iki sene daha kaldım. Bir inşaat firmasında çalıştım. Ardından tekrar Kayseri’ye dönüp doktoraya başladım, geçtiğimiz sene bitti. Kayseri’de, Erciyes Üniversitesi’nde çalışmaya devam ediyorum.

Rusça için “en başından beri planladığım ve gelecek adına aklımdan geçen tek şeydi”, desem pek doğru olmaz. Ortaokulda, o zaman için sadece hacmi ile beni büyüleyen Karamazov Kardeşler’i okumaya başladığımda, o satırları Rusça okumanın güzel bir şey olabileceği düşüncesinin aklımdan birkaç kez geçtiğini hatırlıyorum. Elbette bunun sonradan Rusçaya yönelmem üzerinde etkisi olduğu falan yok. Sürekli değişen sınav sisteminin beni savurduğu yer Erciyes Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümüydü. Seksenlerde doğan pek çok kişi gibi ben de kendimi bir bölümde okurken buldum. Rusça öyküsü burada başladı yani; şimdilerde arada bir elime alıp birkaç sayfa okuduğum Karamazov Kardeşler’in Rusça orijinalinde değil. Sonuç itibariyle memnunum hem Rus dili öyküsünün başlamış olmasından, hem de bu öykünün Erciyes’te başlamasından.

Edebiyat bilimci kimliğinle çevirmen kimliğin arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsun? Hangisi baskın, bu kimlikler birbirlerini ne derece besliyor?

Şimdilik birbirlerini direkt olarak beslediklerini söyleyemem. Çalışma alanım Rus Göçmen Edebiyatı. Doktora tezim için yaptığım çevirileri saymazsak, yayınlananlar ve yayınlanmayanlar arasında Rus göçmen yazarların eserleri yok. Ancak çeviri, okuma ya da yorumlama ile görünmeyen bazı şeyleri gösteriyor. Farklı yanlarından metinlerin görülmesi için bazen anadile gelmeleri, bir nevi tersyüz olmaları yardımcı olabiliyor. Diğer taraftan metinlerin altlarını her daim görmek isteme hali, çeviriyi de şekillendiriyor. Bu ne kadar iyi o da ayrı mesele. Kader Yumurtaları çevirisinde mesela, Meyerhold ve Bulgakov’un tatlı sert husumeti ya da Kurtarıcı İsa Kilisesi’nin kubbe kaplamalarına dair düştüğüm dipnotlar çevirenin notundan çok, edebiyat bilimcinin kontrol hastalığı gibi görünüyor. Şimdi buna dikkat etmeye çalışıyorum.

Bu türden müdahaleler iki kimliğin neden birbirinden ayrı olması gerektiğini de ortaya koyuyor. Birbirlerine yaptıkları kılavuzluklarda bir mahsur yok. Ancak bir metnin, farklı bir dilde yoluna devam etmesini sağlamak başka, metni anlama çabası ise bambaşka bir uğraş. Birinin diğerine baskın olmasından çok, iki ayrı yoldan devam etmeyi gerektiren şeyler bence.

Bulgakov’dan çevirdiğin Kader Yumurtaları adlı anlatı bu yılın Ocak ayında yayınlandı. Nasıl doğdu bu çeviri?

Üstat ile Margarita’nın Rusçadan çevirisinin piyasaya ilk çıktığı zamanlarda doğdu. Sabri Gürses’in çevirisini okudum ve çok beğendim. 2000’lerin başında yeni baskısı yapılan çeviri Rusça aslından yapılmamıştı. Rusçadan yapılan çeviri büyük bir açığı doldurdu. Ortalıkta bir Bulgakov, daha doğrusu “The Master and Margarita” fenomeni vardı, Üstat ile Margarita’yla içi dolmuş oldu, daha çok kişiye ulaştı. Bildiğim kadarıyla Mazlum Beyhan’ın Son Günler çevirisi dışında o tarihe kadar Bulgakov Rusça dışında pek çok dilden nasiplendirilerek Türkçeye çevrilmişti. Köpek Kalbi’nin bir İngilizce, bir Fransızcadan, Koşu’nun ise Almancadan yapılmış bir çevirisini biliyorum. Geri Dönen Edebiyatın Türkçedeki yazgısı bu herhalde. Bu eserlere dair referanslar Rusya ya da Sovyet kaynaklı olmayınca, referanslar hangi dillerdeyse eserler de kendilerini o dillerden Türkçeye geçmiş buluyorlar. Çevirmen ne kadar ünlü olursa olsun, eğer eserin yazıldığı dilden çevirmiyorsa eseri, çevirdiği dilin çevirmenini ve onun çevirisini Türkçeye çevirmiş oluyor, yazarı ve onun eserini değil.

Ben özellikle erken döneminin üç eserini (Şeytanname, Köpek Kalbi ve Kader Yumurtaları) okumaktan ve bu eserlerin birbirleri ile paslaşmalarından çok zevk alırdım. Üstat ile Margarita’yı okuduktan sonra Sabri Gürses’le kitap üzerine yazışmıştık. Bu yazışmalar sırasında Kader Yumurtaları’nı çevirmeyi önermişti. Böyle başlamış oldu Kader Yumurtaları’nın çevirisi.

Günay Çetao, Platonov çevirirken karşılaştığı, dil ve üsluba dair bir dizi zorluktan söz etmişti. Bulgakov çevirmenin insanı terleten yönleri var mı? Kader Yumurtaları da – adından başlayarak – kolay lokma olmamıştır diye tahmin ediyorum.

Belki dantel misali işlenmiş, içinden çıkılamayan cümlelerden bahsedemeyiz Bulgakov’dan söz ederken, ancak her daim dikkatli olmayı gerektiriyor. Böyle olunca da Kader Yumurtaları’nın adından başlamak gerçekten önemli. “Роковые яйца” – [Rokovıe Yaytsa] orijinal adı. Türkçeye çevirdiğimizde tam karşılığı aslında Ölümcül Yumurtalar. Ancak Rusçada ölümcül sıfatının türediği isim kader anlamına gelen рок [rok]. Kitabın karakterlerinden birinin adı Рокк [Rokk] olunca, tüm bunlar arasında bir denge kurmak gerekiyor. Bunun gereği de Rokk çeviride kendini Kadert olarak bulabiliyor.

Bu türden dengeleri sağlamak belli bir yerden sonra oyuna dönüşüyor Bulgakov metinlerinde. Sadece okuru yaratıcı olmaya değil, çevirmeni de okuru yaratıcı kılmaya itiyor bu metinler. Üstat ile Margarita’dan Kader Yumurtaları’na, Şeytanname’den Köpek Kalbi’ne, yer kahramanların ayağının altından kaymaya başladığında yazarın dili de yerçekimine direnemiyor. Bu da çevirmeni metinler arası ortaklığı takip etmeye zorluyor. Yani Margarita Moskova üzerinde uçtuğunda, Persikov verdiği mülakatlardan daralıp işinden çıkınca içine düştüğü sanrılarda ya da Korotkov’un rüyalarında benzer bir sentaks ve leksika var. Bunu takip etmek, metinlerin anadillerindeki ritmi de takip etme ve çeviride aktarma imkanı sunuyor.

Bulgakov çevirilerinin devamı gelecek mi? Sen de işaret ettin, Köpek Kalbi‘nin Rusça orijinalinden yapılmış bir çevirisi yok hala.

Daha önce de belirttiğim gibi, Üstat ile Margarita’ya kadar Türkçede, Rusça orijinalinden çevrilmiş Bulgakov sayısı çok azdı. Tıpkı Nabokov’a “nur yağması” gibi, Bulgakov da Türkçede hak ettiği değeri görüp Rusçadan çevrilmeye başlandı. Burada bir parantez açıp, Nabokov’un Rusça yazdığı Maşenka, Lujin Savunması gibi eserlere de Rusçadan çevirmesi adına şimdilik gereken hassasiyetin gösterilmediğini anımsamak gerek. Bu anlamda, Bulgakov’a yaklaşım daha iyi. Son zamanlarda yapılan çevirilerin çoğu Rusçadan. Bu arada sürekli Rusçadan çevirinin önemine vurgu yapıyorum; elbette bu çevirinin iyi nitelikte olmasının garantisi değil, ama bence çeviriyi değerlendirmenin ilk şartı. Bulgakov’un devamına dair pek bir bilgim yok, elbette gelecektir, gelmeli de. Oyunlarından çok azı Türkçede, kısa öyküleri keza öyle. Köpek Kalbi’nin de Rusya’daki popülaritesi neredeyse Üstat ile Margarita’yla yarışacak kadar çok. Bunda Bortko mucizesi filmin de etkisi büyük elbette. Şvonder’in kelime olarak Rusçada tanımladığı bir insan tipi var. Tüm bunlar Türkçeye de Rusça orijinalinden bir çevirisinin ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Şvonder Türkçede, Rusçada olduğu gibi bir kelimeye karşılık gelecek şekilde tutulmaz belki ama Türkiye’deki düzenin Şvonderlerini tanımlamayı kolaylaştırır. Bulgakov’un Türkçedeki macerası ne zaman tamamına erer bilmiyorum ama ben kendi adıma Şeytanname’nin çevirisini bitirdim.

Kader Yumurtaları için yazdığın önsözden bir alıntı yapmak istiyorum: “Gorki resmi edebiyatın en üst mevkiine gelirken, Bulgakov resmi edebiyatın hedefi olmaktan kendini kurtaramıyor; biri seneler sonra, reddettiği eserleriyle anılırken, diğerinin yaşarken bin bir zorlukla gün yüzü gören ya da görmeyen eserleri, çağdaş klasikler arasında yer alıyor.” Bu cümleler kitap için bir değerlendirme kaleme alan Selim İleri’yi epey şaşırtmış. Gorki’nin bizdeki “dokunulmazlığına” karşın Bulgakov’un “sol düşmanı” olarak ün yaptığına değiniyor. Türkiye’deki Bulgakov algısı için sen neler söylemek istersin? Yazarın pozisyonu doğru anlaşılıyor mu örneğin?

Az önce sorduğun soruya bir ek yapmak gerekiyor buna cevap verirken. Hani çeviri ve edebiyat bilimi arasındaki ilişkiyle ilgili olana. Edebiyat biliminin “büyük yazarı” olmaz, dolayısıyla “dokunulmazlık” da söz konusu değildir “büyük” ya da “küçük” yazarlar için. Bu da değerlendirme yaparken beğenileri bir kenarda bırakmayı öğretiyor. Gorki elbette önemli bir yazar. Foma Gordeyev de, Çocukluk da şahsen keyifle okuduğum eserler. Türkiye’de Ana mesela, en çok baskı yapmış eserlerin arasındadır herhalde. Ancak Zamansız Düşünceler’in baskısı olup olmadığını dahi bilmiyorum. Böyle bir durumda sağlıklı Bulgakov’dan önce, sağlıklı bir Gorki algısı var mı acaba Türkiye’de? Ya da Zamansız Düşünceler, Ana kadar fazla baskı yapmış olsa aynı derecede “dokunulmaz” olabilir miydi Gorki? Hiçbir yazarı romantize etmemek gerek. Eserlerini sevmek için bu gerekli değil, ya da Gorki’yi severken aklın bir kenarında, iktidarın edebiyat ile ilişkisini kurumsallaştıranlardan biri olduğunu tutmak gerek. Diğer taraftan önsözde söylediğim şekliyle “bin bir zorlukla gün yüzü gören ya da görmeyen eserlere” sahip Bulgakov’un da o eserlere gün yüzü göstermeyenleri nitelerken günlüğünde çekinmeden “pis yahudi” dediğini akılda tutmak gerek.

Türkçe’de 2000’li yılların en popüler çağdaş Rus yazarları sanırım Platonov, Nabokov ve Bulgakov olarak sıralanabilir. Önümüzdeki dönemde yeni çeviriler sayesinde bunlara kimler eklenebilir? Türkçe okurun tanışmasında fayda gördüğün yazarlar var mı?

20. yy düşünüldüğünde derin boşluklar var. Bir tarafta hiç el sürülmemiş olanlar, diğer tarafta da yapılmış yayınların tekrarının gelmemesi gibi durumlar gözlemlenebiliyor. Bunu İvan Bunin’in eserlerinde görmek mümkün. Arsenyev’in Yaşamı, Mitya’nın Aşkı önemli eserler. Ancak Uğur Büke’nin çevirdiği bu eserler uzun süredir bulunamıyor, tekrar basılmaması bana ilginç geliyor. Hani mesele popülarite ise Nobel ödüllü Bunin buna iyi bir örnek.

Son dönem Rus edebiyatının da yeterince çevrilmemiş olduğunu düşünüyorum. Vladimir Makanin’in, İlya Boyaşov’un yayınlanıyor olması çok güzel. Tatyana Tolstaya, Vladimir Sorokin, Dmitri Bıkov, Aleksandr Terehov, Zahar Prilepin, Aleksandr Arhangelski gibi yazarlar dünya dillerine çevriliyorlar, ancak Türkçede yoklar. Kıs, Taş Köprü gibi eserlerin Türkçede de kendilerine bir yol çizebileceklerini düşünüyorum.

Bunun dışında sevdiğim bazı çağdaş şairler var. Düzyazı kendine zar zor yol bulurken, elbette şiirin şansı çok zor ama Dmitri Prigov ya da Timur Kibirov gibi konseptualistler perestroykanın diğer yüzünü görmek ve anlamak isteyenlere –hala varsa– yardımcı olabilir. Son dönemin şairlerinden de Faina Grinberg ve Mariya Stepanova’nın şiirleri “keşke Türkçeye çevrilip yayınlanabilse” dediklerimden.

Erdem Erinç’in twitter adresi: @kuskunkahve.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

2 Responses to Söyleşi: Erdem Erinç’le Bulgakov çevirileri ve Kader Yumurtaları üzerine

  1. kronstadtlı says:

    3-5 ay evvel belarus’tan bir misafirimiz vardı. çağdaşlardan kimi okuyorsun seviyorsun diye sorduğumda dimitri bikov’a taptığını söylemişti. yakın zamanda çeviren çıkar inş.

    kader yumurtaları’nı yeni okudum. naçizane fikrim, çeviri 10 numara.

  2. Mahmut says:

    Her zamanki gibi Erdem hocamızla gurur duyuyorum, başarılarının devamını diliyorum. En kısa zamanda “Kader Yumurtaları” çevirisini okuyacağım.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: