Vasil Bıkov, Voshojdeniye, V Tumane

Sovyet edebiyatının ölülerinden yeterince konuştuk. Biraz da dirilerden söz edelim. Mesela Vasil Bıkov’un kitaplarından.

Beyaz Rus yazar Vasil Bıkov 1960’lardan itibaren Sovyetler Birliği’nin popüler yazarlarından biri. Esasen 2. Dünya Savaşı anlatılarıyla meşhur. Bu anlatıların karakteristik özelliği bir şekilde bir araya gelmeye mecbur kalmış iki kişinin arasındaki ilişkiyi, ahlaki meseleleri ve insani duyguları mercek altına almaları.

Bıkov’un anadili Beyaz Rusça. Asıl soyadı Bıkau. Bıkov bu adın Rusçalaştırılmış biçimi. Tıpkı Aytmatov gibi yapıtlarını Rusça’ya kendisi çevirmiş. SSCB’de popüler olmuş çoğu yazar gibi onun da kitapları dünya dillerine çevrilmiş. Elbette bizimkine de. 1974-1990 arasında Türkçe’ye kazandırılmış dört yapıtı var:

Ölümden Hayata (1974, çev. N.Sel), Alplerin Türküsü (1974, çev. Nejat Çetinok), Darağacı (1980, çev. Metin Alemdar), Üçüncü Fişek (1990, çev. Nejat Çetinok).

Vasil Bıkov’un yapıtlarının en dikkate çarpan özelliklerinden biri sinemaya gayet iyi uyarlanabilmeleri. Rusya ve Beyaz Rusya’da çekilmiş yirmiye yakın Bıkov uyarlaması var. Bunların en meşhuru bizde de iyi kötü bilinen Voshojdeniye (1976, yön. Larisa Şepitko) ya da Türkçesiyle Tırmanış.

Beyaz perdedeki son Bıkov uyarlaması ise V Tumane (2012, yön. Sergey Loznitsa). Sisin İçinde. Rusya, Beyaz Rusya, Letonya, Almanya, Hollanda ortak yapımı. Bıkov’un 1987’de yayımladığı aynı adlı anlatıdan yola çıkılarak çekilen ilk film değil bu. Yazarın kendi memleketinde çekilmiş 1992 tarihli bir У Tumane daha var.

Şimdi Şepitko ve Loznitsa’nın filmlerine biraz daha yakından bakalım.

Vladimir Gostyuhin ve Boris Plotnikov (Voshojdeniye, 1976)

Vladimir Gostyuhin ve Boris Plotnikov (Voshojdeniye, 1976)

Sergey Kolesov ve Vladimir Svirski (V Tumane, 2012)

Sergey Kolesov ve Vladimir Svirski (V Tumane, 2012)

Vasil Bıkov anılarında Larisa Şepitko’nun çektiği Voshojdeniye‘den “Anlatılarımdan uyarlanmış filmler arasında en iyisi” diye söz eder. Film gerçekten de Sovyet sinemasının kalbur üstü örneklerinden.

Şepitko’nun filmine kaynaklık eden Bıkov anlatısının orijinal adı Sotnikov. Almanların eline esir düşen Sotnikov ve Rıbak adlı iki partizanın arasındaki ilişkinin beklenmedik biçimde değişimini ve bunun neticesinde apayrı tayin edilen kaderlerini anlatıyor.

Bu kitaptan bir film çıkarma fikri Şepitko ve Bıkov’un ortak dostu Ales Adamoviç’e ait. Meşhur İdi i smotri – Gel ve Gör’ün gelecekteki senaristi (1985, yön. Elem Klimov). Hatırlayan çıkabilir, Adamoviç’in adı Svetlana Aleksiyeviç’ten aktardığım röportajda da geçmişti. Bkz. Bir filmin çağrıştırdıkları: Eine Frau in Berlin

Filmin İncil‘de anlatılan olaylar ve ana figürlerle bağı gözlerden kaçmayacak kadar belirgin. Pek çok izleyici Sotnikov ve Rıbak ikilisinde İsa-Yehuda tandemini görmüş. Yönetmenin film için düşündüğü ilk isim de bu bakış açısını kuvvetlendiriyor: Vozneseniye. Yani [İsa’nın] Göğe Yükselişi. Ancak bu ismin sansürden geçemeyeceği aşikar olduğu için ilkine yakın anlamda ama onun kadar riskli çağrışımlar içermeyen Voshojdeniye – Tırmanış‘ta karar kılınmış. [Aradaki farkı daha net görmek için bkz. google görseller: VozneseniyeVoshojdeniye.]

Vasil Bıkov’un aktardığına göre, film için gerekli izinlerin alınması hiç de kolay olmamış. Larisa Şepitko’yu birkaç yıl uğraştırmışlar. Ama anlaşılan genç yönetmen Sovyet sanat bürokrasisinde istediği kapıyı açmak için yukarıdan hangi düğmeye basılması gerektiğini biliyormuş.

Anlatının beyaz perdede dini bir çerçeveye oturtulması konusunda yazarın ne düşündüğü gibisinden bir soru uyanabilir kafalarda. Hazırlık aşamalarında Şepitko’nun Bıkov’la yakın temas halinde olduğunu belirtelim.  Filmi izledikten sonra “En iyi uyarlama” dediğine göre bir itirazı olmadığı, hatta nihai üründen bir hayli memnun olduğu savlanabilir. Gerçi Bıkov anılarında İsa ve Yehuda’dan değil, Eski Ahit‘e ait bir başka ikiliden, Habil ve Kâbil’den söz eder. Kardeşin kardeşin kanına girmesi yazara göre tarihte sık tekerrür eden bir hadisedir. Hele ki birinin yaşamının bir başkasının ölümüne sıkı sıkıya bağlı olduğu savaş zamanlarında.

Bıkov buradan hareketle -en azından benim için- sürpriz bir açılımda bulunuyor. Kardeş kardeşi sadece savaş zamanı değil, barış zamanı da katleder. Örneğin, yazarların ensesine birer kurşun sıkılmaz, ama yapıtları fiilen öldürülür. Haklarında kovuşturmalar yürütülür, yazdıklarının okurlarla buluşmasının önüne geçilir (Platonov? Soljenitsın?). Bıkov Sovyet edebiyatından söz etmektedir ve bir hayli ağır konuşur. Dönemin yayın yönetmenleri, editörleri, bir yayının basılıp basılmayacağını belirleyen tavsiyelerde bulunan hakemleri için işgal döneminin işbirlikçi yerel polisine atıfla edebiyatın polizeiları der. Sotnikov, bambaşka bir mekan ve bambaşka bir zamanı anlatmasına rağmen işte kardeşin kardeşi yok ettiği bu gerçekliğe edebi bir tepkidir.

Bıkov’un anlatı için seçtiği ilk isim bu tepkinin ipuçlarını veriyor: Likvidatsiya, Türkçesiyle Tasfiye. Ne var ki, yapıtı basan Novıy Mir‘in yayın yönetmeni Tvardovski “kazları ürkütmeme” prensibinden hareketle olumlu karakterin adını yapıtın da adı yapmış.

Kitabı dilimize kazandıran Metin Alemdar daha cesur davranmış. Onun (veya yayınevinin) Türkçe çeviri için seçtiği isim Darağacı. Yetmişlerin antifaşist haleti ruhiyesine ve romantizmine Sotnikov‘dan da, Tasfiye‘den de daha çok uyduğu açık. Kitap bu adla çeviri edebiyatın devrimci roman nişine anında yerleşivermiş anlaşılan.

Halbuki Şepitko’nun filmi ve Bıkov’un anıları, anlatının bizde oldukça tek boyutlu değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Buna kendimi de katıyorum. Darağacı‘nı, Alplerin Türküsü‘nü, Üçüncü Fişek‘i epey eskiden okumuş, zaman zaman üzerinde düşünmüş biri olarak Bıkov’un asıl derdini doğrusu yeni yeni anlamaya başladığımı itiraf edeyim. Bunda Şepitko’nun getirdiği farklı bakış açısının da katkısı büyük.

Ve tabii Sergey Loznitsa’nın taze uyarlamasının.

V Tumane‘yi izlemeden önce Bıkov’un kitabını okumaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım.

Kesinlikle zayıf bir film değil. Sinema sanatının elverdiği ölçüde aslına sadık ve iyi kotarılmış bir uyarlama. Seyircinin tadını kaçırmak istemem ama yine de söylemeden geçemeyeceğim, kitapta biraz daha fazlası var. Çok değil ama, sadece biraz daha fazlası. Üç ana karakterin geçmişlerinin incelendiği, filmde geri dönüşlerle verilen bölümlerde Sovyet toplumunun savaştan önceki en önemli iki travmasına dair belirgin değinmeler var: Köylüğün zorla tasfiyesi ve Büyük Terör.

İnsanca güven duygusunun yine insan eliyle buharlaştırıldığı, dışlama reflekslerinin olağanüstü gelişkin olduğu, derinden yarılmış, travmatik bir toplum. Alman işgali Sovyetler Birliği’ni işte böyle bir tarihsel kesitte yakalıyor. Kaçılması olanaksız bir olgu olarak işgalin insan ruhundaki bütün çatlakları olduğu gibi sağlam damarları da nasıl tek tek ortaya çıkardığını görüyoruz V Tumane‘de. Ve ilk kaybedenin kimler olduğunu.

Sovyet edebiyatından bugüne çok ceset kaldı. Vasil Bıkov ve yapıtları kesinlikle bunlar arasında yer almıyor. Larisa Şepitko ve Sergey Loznitsa beni ikna etti. Yayınevleri ve çevirmenlerin de bunun farkına varmasını umalım.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: