Darağacından Notlar, 2008. Fuçik'in notlarının ilk tıpkıbasımı.
Darağacından Notlar, 2008. Fuçik’in notlarının ilk tıpkıbasımı.

Julius Fuçik’in Darağacından Notlar‘ı (Reportáž, psaná na oprátce, 1945) Türkiye solunda dönem dönem popüler olmuş bir kitap. İrfan Yalçın, Şemsa Yeğin ve Sabiha Serin tarafından muhtemelen Çekçe dışındaki üçüncü dillerden yapılmış çevirileri 1974, 1975, 1977, 1978, 1979, 1991, 1995, 1996, 1997, 2007 ve 2010 yıllarında çok sayıda baskı yapmış.

Kitap Gestapo tarafından tutuklanan komünist gazeteci Julius Fuçik’in, idam edilmeden önce sigara kağıtlarına yazdığı ve sempatizan gardiyanlar aracılığıyla hapishane dışına çıkarmayı başardığı notlardan oluşuyor.

Fuçik zamanın Çekoslovakya’sında kült haline gelmiş bir isim. Çocuklara hayatı okutulmuş, sağa sola ismi verilmiş. Sosyalist blokun diğer ülkelerine de yayılmış bir şöhreti var. Moskova’nın merkezi yerde sayılabilecek sokaklarından biri bugün hala Fuçik’in adını taşıyor.

Kitabın bizdeki popülaritesi belli bir politik çerçeveyle sınırlı. Bu durum Türkçe baskıların yayın tarihlerine bakınca daha iyi anlaşılıyor. Gruplarsak 1974-1979, 1991-1997 ve 2007-2010. İlk ikisi sol hareketin ülkede şu veya bu şekilde ağırlığını hissettirdiği dönemler. “Faşistlerin eline tutsak düşmüş, ölümün soluğunu ensesinde hisseden bir direnişçinin aydınlık notları”, devletle fiziken çarpışmayı varoluşunun bir parçası haline getirmiş sol hareketler ve bu hareketlerin sempatizanları için eşsiz bir beslenme kaynağı. Nguyen Duc Thuan ve Henri Alleg’in benzer temalı kitapları ve bunların yerli muadilleri gibi.

Kitabın Türkçeye ilk kez Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından iki sene sonra çevrilmiş olması da anlamlı. Bu bakımdan Türkçe serüveni biraz Leonid Andreyev’in Yedi Asılmışların Hikayesi‘ni andırıyor (Rasskaz o semi poveşennıh).

Nereden aklıma esti bilmiyorum, dün İngilizce Wikipedia’da Fuçik adına açılmış maddeyi okurken, sosyalist blokun çöküşünden ve Çekoslovakya’nın dağılmasından sonra kitabın ve kitaba kaynaklık eden malzemelerin yeniden değerlendirildiğini ve 1995’te yeni ama çok özel bir baskısının yapıldığını öğrendim.

1995 baskısının kendinden önceki 38 baskıdan farkı, Fuçik’in notlarını eksiksiz olarak ilk kez okur karşısına çıkarmış olması.

Eksiksiz kısmını biraz açayım. Wikipedia yazarlarının aktardığına göre, 1995’ten öncekiler, yani ülkenin sosyalist döneminde gerçekleştirilen baskılar Fuçik’in kahraman direnişçi imajını kuvvetlendirmek için sanırım, bizzat karısı Gusta Fuçikova tarafından sansüre tabi tutulmuş. Fuçikova editör sıfatıyla bazı parçaları yayın dışı bırakmış. Bunların yekünü tüm metnin %2’sine karşılık geliyor. Yine aynı motivasyonla metin bir miktar steril hale getirilmiş. 1995 baskısının bu eksiklikleri giderdiği ve notları aslına uygun biçimde yeniden bir araya getirdiği söyleniyor. Örneğin, Fuçik’in belli bir aşamadan sonra işkenceye direnemediğini anlattığı bir kısım ilk kez 1995’te gün ışığına çıkmış. Hiç de az buz bir yenilik değil.

Darağacından Notlar‘ın kaderi, daha önce blogda değindiğim Nikolay Ostrovski’nin Çelik Böyle Sertleşti ve Svetlana Aleksiyeviç’in Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları kitaplarının başına gelenleri andırıyor. Yaratıldıkları dönemde üç metnin de kendi memleketlerinde “asıl halleriyle” okur karşısına çıkması sakıncalı görülmüş ve makbul hale gelene dek elden geçirilmiş. Türkçe dahil diğer dillere çeviriler bu makbul baskılardan.

Darağacından Notlar ve benzer kaderi paylaşan kitaplar, orijinal dillerinde 1990’lardan itibaren tek tek ortaya çıkmaya başlayan sansürsüz baskılar temel alınarak bir kez daha çevrilir mi?

Açıkçası pek ihtimal vermiyorum. Bunlar genelde öyle ahım şahım edebi veya belgesel bir değer taşımayan, daha ziyade bir işlev üstlenmesi beklenen, politik fayda umulan yayınlar. Olası yeni çevirilerin, daha tam olsalar bile, daha doğrusu tam da bu yüzden makbul baskıların bir zamanlar gördüğü işlevi görmeleri imkansız.

Peki bundan sonra ne olur?

Bu metinler sansürün boyunduruğundan kurtulmuş halleriyle kendi memleketlerinde gelişip serpilerek yeni baskılar yapmaya devam eder, ki ediyor da. Ama evrensel iddialara sahip bir siyasal hareketin edebi araçları olarak değil, kendi ulusları açısından iyi kötü öneme sahip tarihsel-kültürel anlatılar olarak.

Bu kitapların eski güdük hallerinin bizde hala bir miktar tüketicisi var. Önümüzdeki yıllarda kitabevlerindeki mevcutlar tükendikçe, gitgide daha seyrek de olsa, yeni baskıları yapılabilir. Ama bir gün tamamen unutulacakları veya sadece akademik merak nesnesi haline gelecekleri de besbelli.

NOT: Gün Zileli bu yazıyı sitesinde konuk etmişti. Yazıya bazısı ölçüsüz, bazısı makul itirazlar geldi. Bu itirazları ve benim cevaplarımı okumak isteyenler için ilgili bağlantı şu: http://www.gunzileli.com/2014/01/12/mustafa-yilmazolu-bir-edebiyat-uzerine-notlar/

Reklamlar