Bugün Moskova içinde küçük bir gezi yapma fırsatım oldu. Yıllar sonra bir kere daha bir Rus manastırını ziyaret ettim. 2008’deki ilk ziyaretim yine Moskova’daki Pokrof-Şefaat manastırınaydı. O gün mekan tıka basa insan doluydu. Rus hıristiyanlığı için önemli bazı ölmüşlerin cesetlerinden parçalar sergileniyordu camekanların içinde. İnsanlar bu parçaların önünde kuyruğa giriyor, aradaki camı öpüyordu. Seküler kulağa ne kadar tuhaf gelse de, ortodoksluğa ait köklü geleneklerden biri bu ve yanılmıyorsam birlikte yaşanılan uzun dönem içerisinde Anadolu’da rakip inanışlar üzerinde de izler bırakmış.

Ne mutlu ki, bu kez çok daha sakindi ortalık. Açık bulabildiğim yapılara girdim, bir ayine katıldım, nekropolü gezdim, fotoğraf çektim ve nihayet manastırın büfesinde mercimekli vejetaryen böreğimi yiyip çay içebildim. Eve dönünce de, yediğim içtiğim bir tarafa, blogun okurlarına izlenimlerimi aktarmam lazım diyerek bilgisayarın başına geçtim.

Manastırın resmi internet sitesinde İngilizce bir tarihçe mevcut. Yine de kısaca bir özet geçmek gerekirse… Donskoy Erkek Manastırı 1591’de kurulmuş. Adını Don Tanrının Anası tasvirinden alıyor. Don Tanrının Anası ne demek? Kısa bir açıklama şart. Ruslar İsa’nın annesini Bizans-Yunan geleneğini takiple Tanrının Anası veya Tanrı Doğuran olarak adlandırır (Teotokos -> Bogoroditsa). Bu nedenle Rus hıristiyanlığından bahseden Türkçe bir metinde Hz. Meryem lafını görürseniz yazarına gönül rahatlığıyla sitemde bulunabilirsiniz. İisus Hıristos, yani İsa Mesih yerine Hz. İsa yazan tecrübeli çevirmen görürseniz ‘bu nasıl çeviri kardeşim’ şeklinde homurdanma hakkınız da var.

Tanrının Anası-Tanrı Doğuran ifadeleri İsa’nın ve annesinin birlikte resmedildiği tasvirleri adlandırmak için de kullanılıyor. Bu tasvirler genellikle saklandığı yerle veya saklayanların adıyla birlikte anılır. Tanrı Doğuran bu bakımdan bir nevi cins isim yerine geçer. Vladimir Tanrı Doğuranı, Kazan Tanrının Anası gibi. Manastıra adını veren tasvir de Don Tanrının Anası olarak adlandırılır. Zira tasviri Don Kazakları getirmiş. Aslı bugün Moskova’da Tretyakov Galerisi’nde sergileniyor. Yapan sanatçı Rusların Feofan Grek dedikleri bir Konstantinopollü.

Rus kültüründe savaşların tasvirler sayesinde kazanıldığına dair, hala hüküm sürdüğüne bizzat şahit olduğum bir inanış var. “Papa’nın kaç tümeni var?” lafını tarihe kazıyan Stalin’in bile yeri geldiğinde bu inançtan yararlanmaktan imtina etmediği, Alman baskısının en yoğun hissedildiği dönemde tasvirleri uçağa bindirip Moskova ve Stalingrad üzerinde gezdirdiği şeklinde bir söylenti mevcut. Don Tanrının Anası etrafında da buna benzer inanışlar var. Buna göre, 1591 senesinde Moskova’yı Gazi Giray Han’ın birliklerinden Don Tanrının Anası kurtarıyor. Daha eski bir anlatıya göreyse, Rus ortodoks tarihinin önemli figürlerinden Radonejli Sergey, 1380’de Tatar Mamay’ın ordusuna karşı savaşan Rusların komutanı Knez Dmitri’yi bu tasvirle kutsuyor. Ruslar bu sayede Kulikovo Savaşı‘nı kazanıyor. Dmitri de zaferin şerefine Donskoy adını alıyor.

Manastır sonraki asırlarda Rus hıristiyanlığının en önemli merkezlerinden biri olmuş. Tahmin edileceği üzere, Bolşeviklerin gelişi inananlar açısından pek hayırlı olmamış. 1918’de resmi olarak kapatılmış ama manastır hayatı 1930’lara kadar bir şekilde sürmüş. 1934’te mimarlık müzesi haline getirilmiş. 1946’da kısmen ibadete açılmış. 1982’de patrikhaneye iadesi gündeme gelmiş. Ama bu ancak 1991’de mümkün olmuş.

XVII yüzyılın sonunda burada bir nekropol ortaya çıkmış, ki Karamzin tarihinde Moskovalı asillerin ve tüccarların gömüldüğü en elit mezarlık olarak adı geçmekteymiş. Gerçekten de aristokrat ailelerden gelen Tolstoy, Puşkin ve Turgenyev’in bazı yakın akrabaları burada yatıyor.

Burada gömülü çok ilginç biri daha var. Darya Saltıkova. Namı diğer Saltıçiha. Adını Rus tarihine kanlı harflerle kazıyan bu toprak ağası hanım, sahibi olduğu 100’den fazla kızı işkence ederek öldürmüş. Ölenlerin akrabaları kendisini Çariçe II. Yekaterina’ya şikayet edince yakayı ele vermiş. Altı yıl süren bir soruşturmanın ardından suçlu bulunmuş. Moskova’da teşhir edilmiş ve ömür boyu hapse mahkum olmuş, hapiste ölmüş. Sinema için enfes bir malzeme gibi görünse de bildiğim kadarıyla Rus sanatçılar Saltıçiha’yı beyaz perdeye yansıtmaya hiç çalışmamış. Rusya’daki sol gelenek içinse sembol bir isim. Gorki’nin Saltıçiha’nın adını hangi bağlamda andığını şuradaki Ayşe Hacıhasanoğlu çevirisinde görebilirsiniz.

Sonraki yıllarda yeni gelenler için yer kalmayınca manastır arazisinin yanında yeni bir nekropol ortaya çıkmış. Bir de krematoryumu var. Burası Stalin döneminde epey çalışmış. Rus insan hakları örgütü Memorial’in internet sitesinde kurşuna dizildikten sonra burada gömüldüğü bilinen isimlerin pek de kısa sayılamayacak bir listesi var. Ayrıca Mihail Koltsov, İsaak Babel, Vsevolod Meyerhold, Mihail Tuhaçevski ve İona Yakir gibi blogda daha önce adını andığım veya ileride anmamın olası olduğu isimlerin de kurşuna dizildikten sonra burada gömüldüğünü gösteren araştırmalar mevcut.

XX ve XXI. yüzyılda öldüğü halde eski nekropole gömülen bazı özel isimler de var. Bunların sonuncusu ve belki de en önemlisi Aleksandr Soljenitsın. Ünlü yazar 2008’de hayatını kaybettiğinde burada defnedilmiş. Bunun dışında ressam Vasili Perov, ki bizde en bilinen tablosu Dostoyevski kitaplarını süsleyen meşhur portredir, ve yazar İvan Şmelyov da burada yatanlardan. Şmelyov’un Türkçede hiç eseri yok bildiğim kadarıyla. Ama blogda sık sık adını andığım Aleksandr Petrov’un Şmelyov’dan uyarladığı Aşkım (Moya lyubof) adlı canlandırmanın iyi kötü bir bilinirliği var. Fırsattan istifade, tavsiye edeyim. Youtube’da İngilizce altyazılı olarak izlenebilir.

Son olarak, bolşevik tarih kitaplarının lanet ettiği, iç savaşın meşhur generali Denikin de burada. Gayet de güzel bir mezarı var. Tarihin komünistlere naniği.

Bundan sonrası fotoğraflarda.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar