Timsah

Rus yazar Korney Çukovski‘den St.Petersburg ve Sinyavski yazılarında kısaca da olsa söz etmiştim. Bizde hemen hiç bilinmeyen bir yazar. Bunun sebebi sanırım Çukovski’yi Çukovski yapan çocuk şiirlerinin pek çeviriye gelmemesi. Bildiğim kadarıyla, Türkçe’de yayınlanmış bir kitabı yok.

Sovyetler Birliği’nde ve sonrasında Rusya’da Çukovski şiirleri okumadan-dinlemeden büyümüş çocuk pek azdır. Absürd karakterleri, akılda kalıcı ritm ve yaratıcı kafiyeleriyle çoğu yetişkinin hala ezberindedir bu şiirler.

Bunlardan biri 1915 yılına tarihlenen Krokodil masalı, yani Timsah. Savaş yıllarında yazılmış. Bu da bazı motiflere yansımış. Yukarıda dediğim gibi, bu mısraları çevirmeye kalkışmak, Çukovski kafiyelerini bozmadan mümkün görünmüyor bana. Bu nedenle ara bir çözüm olarak uzun ve aslına kıyasla ne yazık ki oldukça kuru bir özetini postun sonuna ekledim.

Masalın ilk bölümünden uyarlanan 1984 tarihli bir de canlandırma var. Bence gayet güzel kotarılmış. Eklediğim özetin de yardımıyla altyazısız olarak izlemek mümkün. Teselli niyetine onu paylaşayım (Masalın Rusça okunuşunu duymak isteyenler içinse şöyle bir bağlantı var.)

Krokodil‘i, Platonov’un İnek’i (Korova) ve Tolstoy’un, nihayet Türkçe’ye de çevrilen alacalı beygir Kumaşölçen’in hikayesi (Holstomer) gibi harikulade yapıtlara bağlayan bir şey var: hayvanların insanlığını ve özgürlüğünü konu edinmesi (ya da özgürlükten yoksunluklarını). Krokodil bu bakımdan işte bu iki esere yakınsıyor. Ama hüzünle değil, neşeyle. Ki bu da Çukovski’nin de çok iyi anladığı üzere ancak gerçek üstü bir finalle mümkün.

Krokodil‘den söz açıp da onunla özdeşleşen meşhur bir değerlendirmeyi anmamak olmaz: Nadejda Krupskaya’nın 1 Şubat 1928’de Pravda‘da yayınlanan Çukovski’nin ‘Timsah’ı üzerine başlıklı yazısı. Lenin’in eşi, meşhur Sovyet eğitimcisi bu çocuk masalını nasıl değerlendirmiş olabilir?

Blogun deneyimli okurları tahmin etmiştir: tabii ki yerden yere vurarak.

“Küçük çocuklara bu kitap verilmeli mi?” sorusuyla açılan yazı, “Bence Timsah çocuklarımıza verilmemeli, çünkü bu masal burjuva saçmalığıdır.” hükmüyle sona eriyor. Hüküm dedim, zira Krupskaya’nın yazısı, 1920’ler boyunca bir sürü anlamsız eleştiriye maruz kalan Çukovski’ye nihayet illallah dedirtir. Adamcağız çocuk masalı yazmaya tövbe eder.

Krupskaya’nın zihnini en çok kurcalayan anlar Çukovski’nin hayvanlar hakkında belgesel tadında gerçekçi bilgiler vermemesi, ilk bölümde halkın pasif konumu ve Timsah’ı kovan Vanya’yı armağanlara boğması, ikinci bölümde Timsah’ın hayvanların çarı Hipopotam’ın önünde eğilmesi, ayaklarını öpmesi, önünde iç dökmesi, bu sırada Sovyetler Birliği’nin resmi edebiyat azizlerinden Nekrasov’u parodize etmesi (aslında Çukovski Nekrasov’u değil, Lermontov’u parodize etmektedir), son bölümde ise Vanya’nın hayvanlara “Halkınızı özgür bırakıyorum!” demesi gibi yerlerdir.

İnsan ne kadar okursa okusun, ideolojinin insan zihnini ne hale getirdiğine şaşmamayı bir türlü öğrenemiyor.

Timsah (özet)

“Bir varmış, bir yokmuş. Sokaklarda gezen, sigara içen, Türkçe konuşan, Krokodil Krokodiloviç adında bir timsah yaşarmış.” dizeleriyle başlar masal. Ancak Timsah’ın sokaklarda rahatça dolaşması halkı kızdırır. Alaylar, tacizler havada uçuşur. Kargaşa sırasında Timsah önce burnunu ısıran bir köpeği, ardından da bir bekçiyi midesine indirir. Halkın içini korku kaplar, herkes sağa sola kaçışır. “Yanında dadısı olmadan sokakta gezecek kadar cesur” bir oğlan çocuğu olan Vanya Vasilçikov hariç. Vanya Timsah’ın üstüne yürür. Beriki pes eder. Beni çocuklarıma bağışla diye yalvarır. “Bağışlarsan, sana bir kurabiye veririm,” diye de ilave eder. Midesine indirdiklerini iade etmesi karşılığında Vanya Timsah’ı bağışlar. Petrograd bu zaferin ardından bayram eder. Ödül olarak Vanya’ya elli kilo üzüm, elli kilo reçel, elli kilo çikolata ve bin porsiyon dondurma armağan edilir. Mağlup olan Timsah boynu bükük, ilk uçakla Afrika’ya geri döner.

İkinci bölümde, Timsah’ı gündelik işlerin sıkıntısından bunalmış karısı karşılar. Çocuklardan biri yanlışlıkla semaveri yutup midesini bozmuştur. Semaversiz nasıl çay içecek, nasıl yaşayacaklardır. Karı-koca kara kara bunları düşünürken Afrika’nın diğer hayvanları misafirliğe gelir: “Denizler ötesinden neler getirdin bakalım bize?” Gerçekten de timsah kimseyi unutmamıştır, Rusya’dan herkes için çam sakızı çoban armağanı bir şeyler getirmiştir. Çocukları için seçtiği armağansa “bir zamanlar insan evlatlarına hizmet eden” bir yılbaşı ağacıdır. Ağaç bütün hayvanların aklını başından alır. Eğlence alır başını gider. Tam bu sırada hayvanların çarı Hipopotam teşrif eder. Hayvanlar telaştan evin altını üstüne getirir. Hipopotam, Timsah’ın Rusya’dan getirdiklerinin haberini almış, çam ağacına asılı oyuncakları görmeye, böreklerin-çöreklerin tadına bakmaya gelmiştir. “Anlat”, der Timsah’a, “neler gördün oralarda?”

Timsah birden hüzünlenir. Başlar içini dökmeye. Petrograd’da adına hayvanat bahçesi denen bir cehennem vardır. Daracık kafeslerin içinde zincire vurulmuş hayvanlar acı çekmektedir. Fil aptal çocukların eğlencesi olmuş, Bufalo sokak köpeği muamelesi görmektedir. Timsah’ın öz yeğeni de insanların elinde esirdir. Ölmeden önce amcasına şunları söyler: “Kırbaçları, zincirleri, cellatları lanetlemiyorum. Bu kadar güçlü oldukları halde, esir hayvanların kaderine göz yuman, kendilerini kurtarmak için bir girişimde bulunmayan özgür hayvanlara lanetlerimi gönderiyorum. Her gün sizi çağırdık, size yalvardık. Sesimize ses verip insanların şehirlerini yıkmadınız.” Bu sözler hayvanların yüreğine dokunur. Ardından da onları ayaklandırır. Alaylar, ordular kurulur ve Petrograd üzerine yürünür.

Üçüncü ve son bölümde şehri basan hayvanlar küçük bir kız çocuğu Lalya’yı esir alır. Halk yine dehşet içindedir. Sahneye bir kez daha ilk bölümün kahramanı Vanya Vasilçikov çıkar. Timsah ordusunu dağıtır. Halk Vanya’yı bir kez daha çikolataya boğar. Ama küçük kızın hala hayvanların elinde olduğunun fark edilmesi uzun sürmez. Vanya hayvanlardan Lalya’yı geri ister. Ne var ki, hayvanların pozisyonu nettir: “Bizim kardeşlerimiz sizin kafeslerinizde çürürken sen hangi yüzle kızı bizden geri vermemizi istersin? Kardeşlerimizi, yavrularımızı bize ver, biz de sana Lalya’yı verelim.” Vanya düşünür, taşınır ve teklifi kabul eder. Kafesler kırılacak, silahlar dağıtılacaktır. Ama hayvanlar da buna karşılık boynuzlarından, pençelerinden vazgeçmelidir. Bu sayede Petrograd sokaklarında kardeşçe bir yaşam mümkün olacaktır.

Anlaşma sağlanır, sokaklara barış gelir. Hayvanlar ve insanlar birbirine karşı nazik ve özenlidir. Dağkeçisi akşamları Vanya ve Lalya’ya Jül Vern okur, geceleri Su Aygırı ninni söyler. Masalın sonunda Timsah yazarın evine çay içmeye gelir. Ardından da Vanya. Vanya Timsah’ı görünce öper, kucaklar. Sonra hep birlikte Kurt’un yılbaşı kutlamasına giderler.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: