Sovyet oyun yazarı Yevgeni Şvarts 1956 Aralığında bir Picasso sergisine gitmiştir. Sonrasında izlenimlerini sorarlar. Şvarts şaşkınlığını şöyle özetler: “Adam ne isterse onu yapıyor!”

Sergey Dovlatov’un Bavul’unu okurken aklım sık sık bu anekdota gitti. Dovlatov gibi ne isterse onu yazan bir mizah ustası bizde bu kadar az bilinirken, Sovyet edebiyatı adı altında çerden çöpten öte bir niteliği olmayan, şarlatan işi kağıt yığınlarının çevirisine yıllardır harcanan zamana ve ilgiye yazıklandım.

Sergey Dovlatov, 1965 - Leningrad
Sergey Dovlatov, 1965 – Leningrad

Burada Dovlatov’un yazarlık öyküsünden bahsetmeyeceğim. Kırık dökük de olsa Türkçe vikidepide biyografisiyle ilgili bir şeyler bulmak mümkün.

Bavul 1986 tarihli. Orijinal adı Çemodan (Türkçesi 2004’te Faruk Ünlütürk çevirisiyle Cem Yayınevi’nden çıkmış.) Ünlü Nobel konuşmasında Orhan Pamuk’un da başvurduğu bir yöntemin etrafında şekillenen bir yapıt: Geçmişe açılan bir pencere olarak bavul ve içinden çıkanlar.

Kitabın kahramanı, yazarla aynı adı taşıyor. Sergey Dovlatov, Sovyetler Birliği’nden ayrılmaya hazırlanmaktadır. Kendisine yanına en fazla üç bavul alabileceği söylenir. Dovlatov başta biraz mızmızlanır gibi yapsa da aslında yanında götürmek istediği şeyler için tek bir bavul yeterlidir.

Çocukluğundan kalma, artık kilidi tutmaz olmuş, bu nedenle çamaşır ipiyle bağlanmış bir bavul. Kapağın iç yüzünde yapıştırma resimler: Rocky Marciano, Louis Armstrong, İosif Brodski ve transparan bir elbise içindeki Gina Lollobrigida. Dibinde ise 1980 Mayısına ait bir Pravda sayfası. Sayfada bir Karl Marx portresi ve bir manşet: “Çok yaşa, büyük öğreti!”.

Bavuldaki eşyalar: sempozyum ve derslerde, hatta olası bir Nobel töreninde giymelik çift yakalı bir takım elbise, poplin gömlek, kağıda sarılı bir çift ayakkabı, onların altında suni deri – kadife karışımı bir mont, kışlık bir şapka, Fin malı üç çift çorap, sürücü eldivenleri ve deri bir subay kemeri. Dovlatov önsözde bu manzarayı şöyle yorumluyor:

Bavula baktım. En dipte Karl Marx. Kapakta Brodski. Aralarındaysa düşkün, değersiz bir yaşam.

Bavulu kapattım. Naftalin topakların içinde yuvarlanışını duydum. Eşyalar mutfak masasının üstünde alacalı bulacalı bir yığın halinde duruyordu. Otuz altı yıllık yaşamımda biriktirdiklerim işte bunlar. Memleketimdeki bütün yaşamım boyunca yani. Hepsi bu kadar mı, diye düşündüm. Evet, hepsi bu kadardı.

İşte tam bu sırada, hani nasıl derler, anılar birbiri ardına sökün etti. Anlaşılan bu sefil yığının katları arasında sıkışıp kalmışlar ve şimdi tek tek dışarı çıkıyorlardı. Bu anılara nasıl bir ad vermeli, Marx’tan Brodski’ye mi desem. Yoksa Yaşadıklarım mı? En iyisi Bavul diyeyim gitsin…

Kitap, bavuldan çıkan sekiz eşyanın hatırlattığı sekiz öyküden oluşuyor. Sekiz eşya ve Sovyetlerde gündelik hayat üzerine kafa açıcı sekiz mizahi öykü. Tavsiye ederim.

***

Elimde Bavul’un sadece Rusçası mevcut. Türkçesini okumadım. Ama yine de kitabın çevirmeni Faruk Ünlütürk hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Kendisi Türkçedeki eski kuşak Rusça çevirmenlerinden ve oldukça sıradışı bir portfolyosu var. Bugüne dek yayımlanan çevirilerinden bazıları şöyle: Buğdayı Kim Öğütür – Yevgeni Permyak, Yedi Renkli Okul – Yakov Akim, Fedor Amca – Eduard Uspenski, Polis Köpeği/Limonata – Mihail Zoşçenko, Listev’in Katilleri –  Viktor Kulikov, Ne Manyak Millet Olduk – Panteleymon Romanov, Bavul – Sergey Dovlatov ve Durup Dururken – Mihail Zadornov.

Dostoyevski ve Tolstoy’un hemen her kitabının en az on beş – yirmi farklı çevirisinin olduğu bir yerde bir çevirmenin otuz yılı aşkın süredir ısrarla az bilinen, ama nitelikli yazarların eserlerine odaklanmış olması takdiri hak ediyor.

Reklamlar