Vladimir Mayakovski dünyada ve bizde aslen devrimci şair kimliğiyle tanınsa da, aynı zamanda bir ressam ve grafik sanatçısı. Bu yazıda onun politik içerikli afişlerinden ve bu afişlerin 1914-1921 yılları arasında geçirdiği evrimden söz edeceğim. Yazıda afiş ifadesini kullandım ama paylaşacağım grafik çalışmaların asıl adı lubok. Kökleri çok eskilere giden grafik bir Rus halk sanatı. Genelde bir resim ve altına eklenmiş kısa yazılardan veya şiirlerden oluşuyor.

Vladimir Mayakovski’nin ressam ve metin yazarı olarak aktif olduğu belli başlı üç toplumsal altüst oluş ve sefeberlik dönemi var:

– 1914 Ağustos-Ekim (I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı sonrası),
– 1917 Mart-Temmuz (
Şubat Devrimi sonrası),
– 1919-1921 (Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesini takip eden aylarda patlak veren iç savaş yılları, Rosta Hiciv Pencereleri.)

1914’le başlayalım. Sovremennıy Lubok adlı Moskovalı yayınevinin siparişi üzerine Rus ordusu için bir dizi afiş ve kartpostal hazırlanıyor. Bu afişlerde Mayakovski’nin mısraları, kendisinin yanı sıra Kazimir Maleviç, Aristarh Lentulov, Mihail Larionov, Vasili Çekrıgin, İ. Gorskiy ve David Burlyuk gibi avangard ve futurist sanatçıların resimlerini süslüyor.

Bu afiş ve kartpostallar Mayakovski’nin politik propaganda alandaki ilk çalışması. 1914’te ülkede yükselen milliyetçi vatansever dalga Rus avangardı ile birlikte onu da alıp götürmüş gibi görünüyor. Şairin altına mısralarını koyduğu, bugüne ulaşmış 22 afiş ve 32 kartpostal var. Bazılarını, yukarıda da belirttiğim gibi bizzat kendisi resimlemiş.

Grafik çalışmalarının yanı sıra bu dönemdeki diğer faaliyetlerine bakılırsa Mayakovski’nin savaşla yatıp savaşla kalktığını söyleyebiliriz. Ancak Rusya’nın I. Dünya Savaşı’na girmesine eleştirel bir tavır geliştirdiğini söylemek epey zor. Tam tersine, o döneme ait resim, şiir ve yazılarına vatansever/milliyetçi bir ton hakim.

Hatta Mayakovski bununla da yetinmiyor ve savaşa gönüllü gitmek için resmi makamlara bir dilekçe yazıyor. Ancak şairin 1905 döneminde tekabül eden sosyal demokrat geçmişini unutmayan idare kendisini güvenilmez bularak dilekçeye olumsuz yanıt veriyor. Mayakovski özyaşamöyküsünde bu günleri şöyle anmakta:

Savaş. Heyecanla karşıladım. Başlangıçta sadece dekoratif yönden, gürültülü yönünden. Sipariş üzerine afişler, elbette hepsi askeri. Ardından şiir. “Savaş ilan edildi.” Ağustos. İlk çarpışma. Savaşın dehşeti kendini yakından gösterdi. Savaş tiksinti verici. Cephe gerisi daha beter. Savaş hakkında bir şeyler söylemek için onu görmek lazım. Gönüllü yazılmaya gittim. Kabul etmediler. Güvenilir değilmişim. 

Bu askeri afişler genellikle Doğu Cephesi’nde cereyan eden çarpışmaları konu ediyor. Çarpışmalarda Rus askerleri, Kazaklar, hatta Rus kadınları Alman ve Avusturya askerlerini tepelerken betimleniyor. Bir tanesinde müttefik Fransızlar ve kardeş İngilizlerden söz edilirken, bazılarında da Osmanlı askerleri ve İstanbul tasvir ediliyor. (Mayakovski’nin afişlere yazdığı mısralar kafiyeli. Konu itibariyle şiir tadı yakalamaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşündüğüm için kelime kelime çevirmeye gayret ettim.)

Augustov Ormanı’nda / İşte size yüz binlerce ölü Alman / Düşman önce biçilmiş, ardından da / mavi Neman Nehri’ne yüzmeye atılmış. – 1914. 

Eh Sultan, limanında otursan iyi edersin, / Kavgaya girip suratını berbat etme. – 1914. Sol altta Mayakovski’nin imzası var. 

Avusturyalılar Karpatlarda, / bir gürültü koyuverdi. / Kovaladık bütün Galiçya’yı,  / Aptal suratlı çeteyi. – 1914.

Kazak Prut’un ardına çıktı, / Baktı Almanlar tıpış tıpış yürüyor.
Sokal çarpışmasıyla birlikte / Almanlar Seret Nehri’ne kaçtı. – 1914.

Almanlar! Güçlü olabilirsiniz, / Ama Varşova’yı göremeyeceksiniz. / En iyisi Berlin’in yolunu tutun. / Yoksa hepiniz nalları dikersiniz. – 1914.

Eh, Alman, git git nereye kadar, / Nasılsa varamayacaksın Paris’e. / Çivi çiviyi söker, kardeş: / Sen Paris’e, biz Berlin’e! – 1914. Sol altta Mayakovski’nin imzası V.M.

Kızıl kafalı çopur suratlı Alman / Varşova üstünde uçuyordu. / Kazak Yaban Danilo mızrağıyla onu deliverdi. / Ve Danilo’nun karısı Polina / Zeplin kumaşından pantolon dikiyor. – 1914. Sol altta Mayakovski’nin imzası V.M.

Müttefik Fransızlar / tepeledikleri Almanları arabaya doldurmuş, / Kardeş İngilizler ise / perişan Almanları çana koymuş. – 1914. 

WİLHELM’İN ATLIKARINCASI – «Paris yakınlarında / ordumu dövüyorlar, / Etrafta fır dönüyorum / Ama elimden bir şey gelmiyor.» – 1914.

Sosisçi Lodz’a geldi, / “İyi günler, Pan!” dedik. / E Lodz’un yanında da Radom, / Kıçını tekmeleyip gönderdik. – 1914.

Çatırt ve çuturt / işte Lomza civarında Almanlardan çıkan sesler! – 1914.

Avusturya’lı Radzivil’e vardı, / (Rus) kadını onu yabaya taktı. – 1914.

Heligoland’da İngilizleri / Bekliyordu Alman çetesi, / Ama bellerini kırdılar, / Göben ve Breslau’nun.
Türklerse Konstantinopol’de / Dikmeye giriştiler. / Aman Türk, dikkat et de / Sıvası dökülmesin. – 1914.

Mayakovski’nin Osmanlıya ve Türklere atıf yapan  yukarıdakilere benzer birkaç çalışması daha var. Ne yazık ki, internet üzerinden erişmek mümkün olmadı. Bununla birlikte metinler elde mevcut. Örneğin: “Bu ay Türkler / hilale binip yüzdüler / Ama Sinop civarında / tufan neymiş görecekler.” veya “Türkler Dimetoka’da oturmuş / Açlıktan göbeklerini kaşıyor.” gibi.

[Mayakovski’nin metin yazdığı diğer afiş ve kartpostallarının yanı sıra başka çalışmaları da görebileceğiniz birkaç Rusça blog sayfası var. humus.dreamwidth.org ~ ru-designer.livejournal.com ~ blog.trud.ru/users/rodich2007/ ~ babs71.livejournal.com ~ Bunlara ilaveten Mayakovski Müzesi’ndeki bir sergide çekilmiş fotoğrafların olduğu Macarca bir sayfa mevcut.  pera-graner.blogspot.comGörselleri bu sayfalardan aldım.]

Bir yıl evvel güvenilmez olduğu gerekçesiyle orduya yazılma talebi reddedilen Mayakovski 1915 yılının 3 Eylülünde askere çağrılır:

“Çağrı. Kafamı tıraşladılar. Artık cepheye gitmek istemiyorum. Çizer olduğumu beyan ettim. Geceleri bir mühendisin yanında otomobil çizimi yapmasını öğreniyorum. Bir şeyler yayımlamak konusu daha da kötü. Askerlere yasak.” (Özyaşamöyküsünden)

1917 Şubat Devrimi geldiğinde Mayakovski hala otomobil okulunda askerlik görevindedir. Şair devrimi şiirlerle karşılar. Bu dönemin ürünlerinde (şiir, yazı, konuşma vs.) vatanın yanı sıra demokratik özgürlüklerin savunulması motifleri ağırlıktadır.

Mart ayında Maksim Gorki’ye ait Parus (Yelken) adlı yayınevi bir derleme için Mayakovski’ye yeni afişler sipariş eder. Mayakovski’nin Mart-Temmuz arası dönemde birkaç çalışması bu yayınevi tarafından yayımlanır. Ancak kağıt stoklarının tükenmesi üzerine yayının arkası gelmez.

SONUNCU NİKOLAY’IN ÇARLIĞI – “Sevin Saşa! / Vodka şimdi bize ait!” “Biliyorum, Kolya! / Ben şimdi tekel oldum.” – 1917.  Sağ üstte V. Mayakovski imzası. Saşa, Çariçe Aleksandra’nın, Kolya da Çar Nikolay’ın küçük isimleri. Nikolay 1914’te savaşın ilk günlerinden itibaren vodka satışını yasaklamıştı. 

“İşte asker önceden kimi koruyordu!” “İşte şimdi kimi koruyor!” – 1917. Sağ altta V.Mayakovski imzası. Bayraklarda “Toprak ve Özgürlük”, “Demokratik Cumhuriyet” ve “Özgürlük” sloganları.

UNUTKAN NİKOLAY.  «Nasıl olsa istediğim gibi bunları idare ederim!» / Diye düşündü çar silah verirken. / Ama bu arada unuttu tabii, / Her askerin aslında işçi doğduğunu. – 1917. Sol altta Mayakovski imzası. Sol köşede tabelada “Defol! Maiyetini, karını ve ananı da al git!”

Ekim 1917 ile birlikte tüm Rusya’da olduğu gibi Mayakovski’nin de yaşamında yeni bir dönem başlar. İç savaş. Rusya kelimenin tam anlamıyla yeni bir altüst oluş dönemine girer. Mayakovski yine grafik çalışmalarının içindedir. Bu kez Bolşeviklerle birlikte Kızıl Ordu’nun yanında. 1919 Ekiminden itibaren Sovyet Telgraf Ajansı Rosta için, sonradan Rosta Hiciv Pencereleri olarak anılacak olan afişleri hazırlamaya başlar. İletişim teknolojilerinin sınırlı olduğu bu dönemde çok sayıda insan iç savaşın seyrini duvar gazetesi işlevi gören bu grafikler üzerinden takip eder.

Mayakovski’nin Rosta günleri 1921’ye kadar sürer. 1914’de savaş için birlikte afiş hazırladıkları Kazimir Maleviç, Aristarh Lentulov’un yanı sıra başka sanatçılar da çalışmanın içindedir. Afiş sayısı öncekilerle kıyaslanmayacak kadar fazla. O yüzden örnek olarak sadece iki tanesini buraya alıyorum.

Ukraynalı ve Rusların çağrısı bir: Pan işçiye efendi olmayacak! – 1920.1. İşten her kaytarışın 2. Düşmanı mutlu eder, 3. Bir emek kahramanı ise 4. Burjuvalar için darbedir. – 1920. 

Sonuç yerine bazı gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Birincisi, 1914’ten 1921’e afişlerde yaşanan biçimsel değişim. 1914’te geleneksel Rus bayrağının renkleri olan kırmızı, mavi ve beyaz ağır basarken 1919’dan itibaren sahne kırmızınındır. Grafik bir unsur olarak yazı da artık kompozisyonun içindedir. Fontlar büyür. Rosta döneminde ayrıca silüetlerin ağırlığı gözlerden kaçmamakta. 1914’te Kayzer Wilhelm’e iliştirilen bazı karakteristiklerin 1917’de Rus çarına, 1919’dan itibarense Bolşeviklerin iç savaştaki düşmanlarına atfedilmesi de bunlara ilave edilebilir.

Son söylediğim, afişlerin altında yer alan şiirlerdeki bazı imgeler için de geçerli. Örneğin tufan. 1914’te Karadeniz’de Osmanlı donanmasını tehdit eden tufan imgesi, Mayakovski’nin 1918 sonrası ürünlerinde proleter devrim metaforu olarak sık sık kendine yer bulacaktır.

Gorki’nin yayınevi  için hazırlanan 1917 afişlerinde en çok göze batan şey, Mayakovski’nin Şubat’ı Bolşeviklerden farklı olarak algılamış olması. Askerler kimi koruyor afişinde bayraklarda yer alan sloganlar, ordunun ve sınırların aynı pozisyonu korur şekilde gösterilmesi buna işaret etmekte.

Altı çizilmesi gereken bir başka husus Rus futurizmi ve avangardına ilişkin. Türkçede Mayakovski üzerine okuduğumuz pek çok yazıda (Örneğin halksahnesi/incelemeler/mayakovski.htm ve blog.milliyet.com.tr/vladimir-mayakovski) Rus ve İtalyan futurizmleri arasındaki farklardan birinin, İtalyanların sonradan faşizmle buluşmasına karşın Rusların proleter devrime yürümesi olduğunu okuruz. Bu yazılarda ilk olgunun yazarlar tarafından nispeten olumsuz, ikincinin ise olumlu olarak algılandığını belli. Ancak 1914 afişlerinde Rus avangardının, çarlığın savaşını sahiplenmede pek de tereddüt etmediğini ve neredeyse aynı kadronun 1919’da bu kez Bolşeviklerle bir olduğu dikkate alınırsa, manzaranın çok daha karmaşık olduğu görülecektir.

Son olarak, Mayakovski’nin bu üç dönemdeki pozisyonunu nasıl yorumlamak gerek? Cevaplaması zor bir soru. O nedenle basit bir gözlemi paylaşmakla yetineceğim. Mayakovski’nin şiiri ve sanatı toplumsal altüst oluşlarla bir paralellik arz eder gibidir. Bugünden bakınca olumsuz olarak nitelenebilecek toplumsal dalgalanmalar da buna dahil. Örneğin savaş coşkusu.

Genel manzaranın bugün zihinlerde yer eden Mayakovski imgesiyle ne kadar örtüştüğü de bence dikkate değer bir sorudur. Şahsi düşüncem örtüşmediği yönünde. Bunun da en temel sebebi Mayakovski’ye dair yazının (ve bizdeki çeviri yazının) politik bakımdan bir miktar steril olması, 1914 ve 1917 dönemlerinin nispeten silik biçimde ele alınması.

Bu durum insanın aklına sıklıkla Rodin’e, bazen de Michelangelo’ya atfedilen meşhur anekdotu getiriyor. Sanatçıya bu kadar muhteşem heykelleri nasıl yaptığını sorarlar. “O zaten mermerin içindeydi. Ben sadece fazlalıkları aldım,” der.

Demek ki, edebiyat ikonları yaratmada da benzer bir maharetten söz edebiliriz. Alınması gereken fazlalıklar bilindiğinde kusursuza yakın heykeller dökmek mümkün.

Reklamlar