Çehov’un Çivisi: Antikomünist Şapka Meseli Üzerine

Bu postta, yine merkezinde Rus edebiyatının bulunduğu ilginç bir “kültür” hadisesinden bahsetmek istiyorum.

Türkiye’deki sözlü antikomünist kültürün en popüler yapıtaşlarından biri “şapka” meseli. Bugüne kadar duymamış kimse olduğunu sanmıyorum. A.Haydar Nergis’in kaleminden okuyalım:

Biz, 78’liler ise, devrimci  fikirlere ilk adımı attığımızda,  kapının arkasında asılı duran bir  ”şapka” bulduk..

Bu şapka, komünistlerin ”ahlâksızlıklarının” bir  simgesiydi…

Akşam, işten  yorgun gelen adam, kapının arkasında asılı bu şapkayı gördüğünde, karısının başka bir erkekle beraber olduğunu anlar, onları  rahatsız  etmeden kapıyı yavaşça çeker  ve  çıkardı…

Devrimcilerin alnına sürülmüş bu kara lekeyi temizlemek için, burjuvalardan, hatta  köylülerden daha ”namuslu” olduğumuzu kanıtlamak zorundaydık…

78, 68 ve hatta daha eski kuşakların bulduğu şapkayı o kapının ardına asan kimdi? Söylencenin kökü nereye dayanıyor?

Sözlü kültürde iz sürmek kolay değil. Ama bu soruların yanıtlanması açısından elimizde son derece ikna edici bir malzeme var:

Anton Çehov’un 1883 tarihli “Na gvozde” öyküsünün Hasan Ali Ediz tarafından 1943’te “Duvardaki Çivi” adıyla yapılmış çevirisi. Üç sayfalık bu kısa öyküyü şu bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz. (Hatta yazıya devam etmeden okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum):  duvardaki civi (1883) – anton cehov (cev. hasan ali ediz, 1943)

Çeviri 1943 tarihli “Bir Ressamın Hikâyesi” kitabında yer alıyor. Ölmez Eserler serisinden/yayınevinden çıkmış ve Tan Matbaası’nda basılmış. Öykünün daha eski çevirileri ve baskılarının olması muhtemel. Ancak Türk edebiyat çevrelerindeki 1937 İspanya kırılması ve Soğuk Savaş’ın başlangıcı arasında bir döneme tarihlenmesi dikkat çekici. Bu da söylencenin kökeninin Hasan Ali Ediz’in çevirisi olması olasılığını arttırıyor.

Öyküyü okuyanların da göreceği üzere olay Sovyetler Birliği’nde değil, en geç 1883 yılında St.Petersburg’ta geçiyor. Öte yandan, eserde cinsel içerikli bir imadan ziyade güç karşısında boyun eğme, her türlü hakareti sineye çekebilme genişliği ve kariyerizm konu edilmiş. Yani sadece belirli bir coğrafya ve belirli bir toplumsal düzeni değil, tüm insanlık tarihini kapsayabilecek insani kusurlar.

Bütün bunlardan nasıl olup da merkezinde namus kavramı bulunan politik bir söylence çıkabildiği ise Türk toplumu ve Türk siyaset tarihine dair bir esrar olsa gerek. 

Anton Çehov (1860-1904) ve Hasan Ali Ediz (1904-1972)

Anton Çehov (1860-1904) ve  Hasan Ali Ediz (1904-1972)

Hasan Ali Ediz, emeğinin politik düşmanları tarafından, eğilip bükülerek dünya görüşüne karşı çevrileceğini bilse bu hınzır Çehov öyküsünü yine de çevirir miydi acaba? Ya Çehov? Oturup bir de bu eğip bükme hadisesi üzerine bir öykü kaleme alır mıydı?

19.04.2012, Moskova.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: