Varlam Şalamov: “Butırka Hapishanesi” (3)

1. Bölüm | 2. Bölüm

Art arda birkaç nesli, Rusya’nın en iyi insanlarını Çarlıkla mücadeleye kurban veren Sosyalist Devrimci Parti‘nin kaderi çok trajiktir. Perovskaya ve Jelyabov‘un mirasçıları insani nitelikleriyle, kahramanlık bakımından çok zengin olan çarlık döneminde ortaya çıkmış her şeyden ve herkesten katbekat üstündü.

Hiç huşkusuz mutlakiyetin yumruğu asıl olarak Eserleri hedef alıyordu. Çarlık her şeyden çok onlardan korkuyordu.

12 Mart 1917, mutlakiyetin devrildiği gün, Rus toplumunun çarlığa ve çara karşı asırlık mücadelenin sona erdiği gündü. Bu mücadele uğruna bütün partilerin, bütün toplumsal katmanların muazzam bir güç harcaması gerekmişti. En çok da sosyalist devrimcilerin.

Andreyev, 12 Mart 1917 için ömrümün en güzel günü diye boşuna demiyordu. Butırka Hapishanesi’nin 67 numaralı koğuşunda o günü, mutlakiyetin yıkılışının 20. yıldönümünü kutlaması boşuna değildi. Duvar yatağının üstüne serilmiş bir mendil. Mendilin üstünde bir parça sucuk, bir bardak tütün çayı, şeker ve yağ. Bu büyük bayram günü Andreyev’e ikram edebildiklerimiz işte bunlardan ibaretti.

Onca kurbana rağmen tarih bambaşka bir yoldan yürüdü. Eser partisinin trajedisi işte buydu.

Partinin trajedisini insanların trajedisi izledi. Saçlarını çarlık zindanlarında ağartmış, suçu günahı olmayan ihtiyarları tekrar yakaladılar, hapse tıkıp sorgularden geçirdiler ve üzerlerine provokatif “davalar” iliştirdiler. Yani işkence dışında her şeyi tekrar yaşattılar.

Ardından bütün eski Eserleri Narım‘da topladılar. Elbette hepsi burada öldü gitti.

Aleksandr Georgiyeviç’in gerçeğin ortaya çıkacağına dair bir umudu yoktu. Ölmeye gitti. (Eğer ben de ölmez ve hayatta kalırsam) tek bir ricası vardı. Kızı Nina’yı bulmamı istemişti.

Butırka’da bizi mükemmel besliyorlardı. Satranç yorumcularının jargonuyla ifade etmek gerekirse “basit ama ikna edici” idi. Tayınımız sabahları verilen 600 gram ekmekten ibaretti. Tayın kelimesinin aslında dişi cins olduğunu pek çokları ilk kez burada öğrendi [1] ve bunu bir ömür akılda tutmaları gerekti.

Sabahları şeker de veriliyordu. Adam başı 20 gram. Ve Rakety gibi üçüncü sınıf sigaralardan onar kalem. Hapishane idaresinin dediğine göre sigaraları Kızıl Haç temin ediyordu. Kızıl Haç’ın siyasi hapsihanelerdeki varlığının tek belirtisi buydu. Bu o zamanlar pek çok insanın kafasını meşgul eden bir soruydu. Yektaterina Peşkova nerede, onun Kuznetskiy Most’taki hukuk danışmanı Vinover nerede? [2] Sonradan Vinover’in de tutuklanıp bir kampta öldüğünü, Kızıl Haç’ın kapatıldığını öğrenecektik. Peşkova ise sapasağlam hayatına devam ediyordu. Yıllar sonra Çirikov‘un “Seçme Eserleri”ni yayına hazırlayacaktı. [3]

Tutuklulara çay da dağıtılırdı. Daha doğrusu iç savaş yıllarının çayını andıran kaynar su ve kutular hâlinde “ahududu” gibi bir içecek. Kaynar suyu çarlık zamanından kalma, tuğla tozuyla pasparlak olana kadar sürtülmüş kocaman kırmızı bakır çaydanlıklarda verirlerdi. Kim bilir, belki Cerjinski veya Bauman da [4] koğuşumuza gelen bu çaydanlıktan çay içmiştir zamanında.

Sabahları tek bir çeşit yemek çıkardı: Lapa.  Buğday, yulaf, arpa, karabuğday lapası, ya da patates veya ayçiçek yağlı pancar salatası. Hem de tepeleme.

Öğle yemeği saat birde. Tek bir çorba. Haftanın üç günü balık, üç günü et, bir gün de sebze çorbası. Et haşlanmış ve doğranmış hâlde ayrıca verilirdi. Balık olarak da somon veya pisi. Çorba “kaşık batmaz” denen yoğunlukta olurdu.

Akşam yedide sabahki yemeğin aynısı verilirdi.

Menü haftalık oluşturulurdu ve değişmezdi. Haftanın hangi günü olduğunu, kimselere sormadan, parmak hesabı yapmadan pancar salatası veya arpa “şarapnellerine” bakarak söylemek mümkündü.

Koğuş on günde bir “tezgâhtan” yararlanabiliyordu. O gün hapishane kantininden alışverişe izin vardı. “Tezgâhta” herkes en fazla 13 rublelik alışveriş yapabilirdi. Para yerine geçen fişler kantine verilir, bir gün sonra da geri alınırdı.

Tutuklularda kâğıt kalem olmadığı düşünüldüğü için “tezgâhtan” bir gün önce koridor nöbetçisi bir tahta ve grafit parçası getirir, ertesi günün akşamı da her şeyi toplar, bir sonraki koğuşa götürürdü.

Yiyecekleri almak için “tezgâha” üç-dört kişi giderdi, yanlarında da özel nöbetçi. Hapishane binalarının içindeki nöbetçiler silah taşımazdı. Sadece gözetleme kulelerine tüfek verilirdi.

“Tezgâhta” her zaman beyaz ekmek, yağ, sucuk ve şeker bulunurdu.

Her şeyi satın almak mümkündü ama dikkat etmek gerekliydi. Zira hapishane hayatı iyi disipline edilmiş bir mide ister. İnsan bir miktar doymamalıdır. Ve hiçbir koşulda tıka basa yememelidir. Politik Sürgünler Derneği [5] genel sekreteri Andreyev’in hesabına göre koğuş içerisinde günlük volta mesafesi bin adımdır.

Moskova hapishanesi Butırka’da 1937 yılının ilk yarısını aslen nasıl tanımlamalı, nasıl nitelemeli? Moskova’da yaşananlar lav akıntısına benzeyen, sonradan adına “zincirleme reaksiyon” dedikleri bir hareketin sadece başlangıcıydı. Moskova’da “Düşmanı yok etme” makaleleri yazılırken Kolıma madenlerinde profesörlerin kafasına indirilmek üzere demir çubuklar havaya kalkıyordu. Aslolan ne idi?

Çoğunluğu esir alan, olan biteni tam olarak anlayamama duygusu ve kafa karışıklığıydı. Sadece birkaç kişi olayın farkındaydı, bu işlerin ustalarının oynadığı gerçek rolü görmüşlerdi. Ama herkes bir şeylere inanıyor, büyük bir hata yapıldığını, korkunç bir provokasyon teazgâhlandığını düşünüyordu. Bunlar henüz delicesine bir iyimserlik hâli içerisindeydiler ama hapishane onların da gözünü bir miktar açmayı başardı.

Ömür boyu hafızamda yer eden kimler var o günlerden? Herkesten ve her şeyden önce Aleksandr Georgiyeviç Andreyev elbette.

Andreyev, kim bilir kaç yüzüncü kere hapishane kapılarını araladığında 64 yaşındaydı. Kırımlı eski bir terörist Eser. Sivastopol Limanı’ndaki hakkında “ekselanslarının bizzat” “pis bir hadise” diye not düştüğü olaya karışmış,  Savinkov‘u, Gerşuni‘yi tanımıştı.

“Propaganda işine girmedim. Fazla belirsizdi. Sonucunun ne olacağı belli değildi. Terör başka. Vur ve gör.”

Andreyev lisedeyken bir balo sırasında birilerini korkutmak için attığı ilk bombayı anlatırdı.  Teröristlerin eğitimini anlatırdı. Suikast herhangi bir sebepten ötürü başarısız olmuşsa o işi asla aynı kişiye vermezlermiş. Tecrübelere göre bir kere bozulan sinirlerin ikinci defa toparlanması mümkün değilmiş.

Andreyev sürgünden, hapishaneden kaçmış, yurt dışında bulunmuş, 1910’da müebbet yemiş ama 12 Mart 1917’de özgürlüğüne kavuşmuştu. Aleksandr Georgiyeviç bu günü ömrünün en güzel, en büyük günü sayardı.

Andreyev sağ Eserdi. Ekim Devrimi’nden sonra iki kere Narım’a sürgün edilmişti. Ardından geri dönmüş ve Politik Sürgünler Derneği genel sekreterliğine seçilmişti. Tutuklanması da bu görevdeyken olmuştu. Kararı sakin karşılamıştı.

“Polise şöyle dedim: Eğer benim Eser olduğumu düşünüyorsanız kimsenin adını vermeyeceğimi de biliyor olmalısınız. Yok Eser olmadığımı düşünüyorsanız, bana inanmak zorundasınız. Hiçbir örgüte üye değilim.”

Andreyev gelecekten pek az endişe ediyordu. Narım civarında bir yerde beş yıl sürgün verirlerdi herhâlde. Gerçekten de Eserleri Dudinka‘da toplamışlardı.

Eser partisinin tarihi bende her zaman özel bir ilgi uyandırmıştır. Rusya’nın insani bakımdan en nitelikli insanları, en cesurları, en fedakârları, en iyi insan malzemesi on yıllardır hiç kuşkusuz bu partide toplanmıştı. Ancak tarih bambaşka bir yol izlemiş, Narodnaya Volya mirasçılarının sayısız, kanlı ve ağır fedakârlığı boşa gitmişti. Eserlerin aşındıra aşındıra duvarlarını incelttiği, kahramanca mücadele ettiği çarlık çökmüş, ancak bu yaşamda Eserlere bir yer bulunamamıştı. Rusya tarihinin bu en derin trajedisi saygıyı ve ilgiyi hak etmektedir.

Koğuşta yaşlı bir Eser daha vardı. Adı Jarov veya Jirov’du. Hiç konuşmadan otururdu. Sadece bir keresinde ayağa kalkmıştı. Bir sebepten ötürü koğuş “tezgâh” hakkından mahrum bırakılmış, bu da herkesten önce tiryakileri vurmuştu. “Kızıl Haç”tan gelen sigaraları biriktiren Jarov sessizce bunları yemek masasına çıkarmıştı. Sigaraları masaya koymuş ve uzaklaşmıştı.

Andreyev pek çok şeyi net olarak görebiliyordu. Sadece bir konuda yanılıyordu. Kitlesel tutuklamaların, terörün, baskıların ardında, yaşayan Rusya’yı, mücadele için ayağa kalkan genç güçleri görmek istiyordu. Düşmanların uydurma olduğuna, masum insanların cesetleriyle yükselen hekatombların, Stalin’in iktidar yolunda sadece bir köprü, kanlı bir köprü olduğuna inanmıyordu. Andreyev Rusya’ya inandı ve yanıldı. En ağır baskılar masum insanları hedef alıyordu. Stalin’in gücü buradaydı. Herhangi bir politik organizasyon gerçekten var ve kendisine atfedilenlerin binde birine  sahip olsa idi bütün iktidarı süpürmesi sadece iki haftasını alırdı. Stalin bunu herkesten daha iyi biliyordu.

Hayal kırıklığı, küskünlük, dehşet çok büyüktü.

Ayı kılıklı kocaman bir adam odanın içinde sallana sallana geziniyordu. Kara yüzü çiçek bozuklarıyla kaplıydı. Kestane renkli, gür saçları vardı. Yarı askeri kemersiz siyah bir takım elbise giyiyordu. Parmaklarını kenetlemiş, ellerini başının arkasına atmıştı. Hela ile parmaklıklı pencere arasında gidip geliyordu. Sonra ellerini uzatıp pencere parmaklığına tutundu ve yüzünü dayadı. Bu Gavriil Alekseyev’di.

“Bakın,” dedi Andreyev, “İlk çekist!”

Evet, Alekseyev bir zamanlar çekistti. Andreyev’in ifadesi lakonik ama doğruydu. Hapishane parmaklıklarına tutunan Gavriil Alekseyev zamanın sembolüydü. (Sonradan Postışev‘in kaderi ve Kedrov’un mektupları [6] gibi daha korkunç semboller ortaya çıktı. Ama henüz 1937 ilkbaharıydı.)

(devam edecek)

[1] Şalamov eril “payok” ve dişi “payka” kelimelerini kastediyor.

[2] Yekaterina Peşkova (1876-1965). Sosyalist Devrimci parti üyesi, hukukçu, Kızıl Haç aktivisti. Aynı zamanda Maksim Gorki’nin ilk karısı. Kuznetskiy Most: Moskova’nın bir semti. Mihail Vinover veya Vinaver (1880-1942). Peşkova’nın Kızıl Haç’taki yardımcısı.

[3] Yevgeni Çirikov devrimden çok önce Maksim Gorki’yle aynı edebiyat grubunun içinde yer aldı. Peşkova’nın Çirikov ilgisi buradan kaynaklanıyor olsa gerek. 1921’de Averçenko ile birlikte İstanbul üzerinden Prag’a giden mülteci Ruslardan birisidir.

[4] Bauman’ın çalışmaları ve ölümünü konu edinen Mstislavski romanı “Graç, ptitsa vesennaya”, “1905 Devrim Yılları” adıyla Türkçede de mevcuttur.

[5] Dernek 1921’de aralarında Cerjinski’nin de bulunduğu eski politik tutuklular tarafından kuruldu, 1935’te ise lağvedildi.

[6] Kedrov’un mektupları üzerine Şalamov’un 1966 tarihli “Sınav” (Ekzamen) başlıklı yazısından:

1918 yılında Kuzey Cephesi Komutanı M.S.Kedrov Vologda’ya geldi. Cehpeyi ve cephe gerisini kuvvetlendirmek için verdiği ilk emir rehinelerin kurşuna dizilmesi oldu. On altı bin nüfuslu Vologda şehrinde 200 kişi kurşuna dizildi. Kotlas, Arhangelsk için özel tarife.

Kedrov, Dostoyevski’nin öngördüğü Şigalyov’un ta kendisiydi. (Ecinniler’den – M.Y.)

Bu eylem o kanlı günlere göre bile o kadar olağandışıydı ki, Moskova, Kedrov’dan bir açıklama istedi. Kedrov gözünü kırpmadı bile. Sadece Lenin’den aldığı özel notu çıkardı masaya koydu. Bu not 1960’lı yılların başında veya daha erken bir tarihte Askeri Tarih Dergisi’nde yayınlandı. Notta yaklaşık olarak şunlar yazılıydı:

“Sevgili Mihail Stepanoviç. Cumhuriyet için önemli bir göreve atanıyorsunuz. Zayıflık göstermemenizi rica ediyorum. Lenin.”

Kedrov sonraki yıllarda Çeka’da, iç işleri bakanlığında çalıştı. Bu süre zarfında sürekli hep birilerinin maskesini düşürdü, ihbar etti, peşlerine düştü, aramalar yaptı, devrim düşmanlarını ortadan kaldırdı. Yejov, Kedrov’da Lenin tipi halk komiserinden fazlasını gördü: Stalin tipi halk komiserini. Ancak Kedrov Yejov’un yerini alan Beria’yı sevmedi. Peşine adam taktı… Gözlemlerinin sonuçlarını Stalin’e iletmeye karar verdi. Öte yandan Kedrov’un oğlu İgor büyümüş, o da iç işleri bakanlığında çalışmaya başlamıştı. Baba oğul anlaştılar. Buna göre oğul idareyi şikayet eden bir rapor hazırlayacaktı. Tutuklanırsa baba Stalin’e Beria’nın düşman olduğunu bildirecekti. Kedrov bu planına çok güveniyordu.

Oğul raporunu sundu ve tutuklandı. Ardından kurşuna dizildi. Baba Stalin’e bir mektup yazdı. Tutuklandı ve bizzat Beria tarafından sorgulandı. Beria demir bir çubukla Kedrov’un omurgasını kırdı.

Stalin Beria’ya Kedrov’un mektubunu göstermişti.

Kedrov Stalin’e ikinci bir mektup yazdı. Kırık omurgasından, Beria’nın yürüttüğü sorgulardan bahsetti.

Bunun üzerine Beria, Kedrov’u hücresinde vurdu. Stalin bu mektubu da Beria’ya göstermişti. Bu iki mektup ölümünden sonra Stalin’in kişisel kasasında bulundu.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

2 Responses to Varlam Şalamov: “Butırka Hapishanesi” (3)

  1. Gün Zileli says:

    Stalin’in gücü buradaydı. Herhangi bir politik organizasyon gerçekten var ve kendisine atfedilenlerin binde birine sahip olsa idi bütün iktidarı süpürmesi sadece iki haftasını alırdı. Stalin bunu herkesten daha iyi biliyordu.

    bugünü de çok güzel anlatıyor.

  2. sondajcilar says:

    güzel anlatmış

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: