Arkadi Averçenko’dan “Bahriyeli Kovalçuk’un Atlayışı”

Arkadi Averçenko, 1881-1925 (Fotoğraf: vika-milenko.narod.ru)

Arkadi Averçenko, 1881-1925 (Fotoğraf: vika-milenko.narod.ru)

Arkadi Averçenko, Aziz Nesin ve Haldun Taner gibi isimlerin üzerindeki etkisine rağmen bizde en az bilinen Rus yazarlar arasındadır. Son yüz yılda, 1927’de Vâlâ Nureddin ve 1958’de Hasan Ali Ediz tarafından olmak üzere sadece iki kere çevrilmiş olmasının bunda payı büyük. 1920’deki meşhur Kırım Tahliyesi‘yle birlikte İstanbul’a akan Rus mülteci kalabalığının içinde olduğu, Osmanlının son başkentinde bir yıldan uzun bir süre yaşadığı, daha da önemlisi bu şehirde yazmaya, üretmeye devam ettiği düşünüldüğünde Averçenko’nun, örneğin bir Zoşçenko kadar bilinmeyişine hayıflanmamak elde değil.

Rus araştırmacılar Anna Hlebnikova ve Viktorya Milenko, Rusya ve Çek Cumhuriyeti arşivlerinden, tabiri caizse, kazıp çıkardıkları hemen hiç bilinmeyen bazı Averçenko eserlerini Eylül ayında bir kitap hâlinde yayınladılar. “Arkadi Averçenko – Kahkaha Kralının Gözünden Rusların Zor Yılları” (Arkadi Averçenko – Russkoye liholetye glazami “korolya smeha”) adlı bu çalışmadan bir felyetonun tarafımdan yapılan çevirisi paylaşmak istiyorum bu postta. Felyetonun adı “Bahriyeli Kovalçuk’un Atlayışı” (Prıjok matrosa Kovalçuka). Rostov-na-Donu şehrinde çıkan Priazovskiy kray gazetesinin 7 (20) Kasım 1918 tarihli 189. sayısında yayınlanmış ilk kez. Hlebnikova ve Milenko’nun aktardığına göre, Bahriyeli Kovalçuk’un atlayışı, “Rus devriminin sembolü” olarak Averçenko’nun hafızasında her zaman yer eden olaylardan bir tanesi imiş.

Mustafa Yılmaz.
12.12.2011, Moskova. 

Bahriyeli Kovalçuk’un Atlayışı

Şeytan aklımı çelmek için var gücüyle uğraşıyor:

“Yaz da yaz, Sivastopollu Bahriyeli Kovalçuk’un hikayesini yaz!”

İncelikli bir itiraz ileri sürüyorum:

“Olayın üzerinden yirmi yıl geçmiş. Bahriyeli Kovalçuk da herhâlde çoktan ölmüştür. Ne demeye yazacakmışım hikayesini? Hadi dişe dokunur bir sebep olsa neyse.”

Sinsi şeytan gülüyor:

“Olmaz mı! Olaylar arasında paralellik var bir kere. Rusya, yirmi yıl önce pek değerli Fransızları sadık müttefik sıfatıyla Sivastopol’da ağırlamıştı. Ve Rusya şimdi bir kez daha Fransızları, yani sadık ve kıymetli müttefiklerini ağırlamaya hazırlanıyor.”

“Galiba haklısın. O günlerde pek çok insanı ve herkesten daha çok da beni hayretler içerisinde bırakan Sivastopollu Bahriyeli Kovalçuk’un üstündeki yirmi yıllık tozu silkelemek ve onu unutulmaktan kurtarmak için harika bir sebep bu.”

*****

Bundan yirmi yıl önce, Fransız kotrası Levrier, yeni kurulmuş Rus-Fransız ittifakının en civcivli günlerinde, dostluk bağlarını daha da kuvvetlendirmek için Sivastopol’a geldi. Kotranın güvertesinde dört yüz civarında cesur denizci vardı. Yaşama sevinciyle dolu bu neşeli grup kıyıya çıktığında Sivastopol şarap içmeden sarhoş olan delikanlılara döndü. Sadece harikulade güneyin insanları sevgi ve sempatilerini bu denli çılgın bir süratle gösterebilirdi. Ruslar ve Fransızlar kol kola şehri dolaşmaya çıktılar. Şehir meclisinin son derece ciddi üyelerinden birinin başını Fransız denizcilerin o cilveli ponponlu beresi süslerken, dostluk duygusunun verdiği coşkuyla meclis üyesinin omzuna abanan Fransız denizci de burnuna düşüp duran ağırbaşlı melon şapkayı düzeltiyordu.

Bir yerlerden müzik bulundu ve hemen oracıkta çılgın bir dans şöleni başladı. Ruslarla Fransızlar birbirlerini kaldırıp havaya atıyordu. Olağanüstü ahenkli Fransız-Rus karma dilinde olağanüstü güzel kelimelerle şerefe kadehler kaldırılıyordu. Her şeye sevgi hakimdi çünkü her şeyi aydınlatan ve süsleyen güneyin sıcacık güneşi ve elbette karşılıklı içtenlikti.

Üç gün sonra kotranın kumandanı kıyıdaki karşılamaya karşılık gemide bir balo tertipledi. Kodaman Ruslar, subayların ve güzel hanımefendinin arasında doyasıya eğlendiler. Bembeyaz parlak bluzlar giymiş Rus denizcilerse, maviler içinde, maymun gibi çevik ev sahiplerinin arasına karışarak kruvazörün hemen her köşesini doldurdular.

Müzik ve dans faslının ardından geminin genç teğmeni misafirlere bazı özel jimnastik hareketleri göstermek istedi. Teğmen ellerini çırpınca bütün gözler Astsubay Duchateau’ya döndü.

Orta boylu, geniş omuzlu ve esmer bir adam olan bu sessiz Breton arkadaşlarının arasından bir panter gibi fırladı ve teğmenin işaretiyle birlikte iplere tutuna tutuna yıldırım gibi direğin tepesine çıktı.

Herkes kafasını yukarı kaldırmış, gergin bakışlarla mavi gökyüzünün derinliğinde küçücük kalan adamı izliyordu .

Direğin tepesine ulaşan Duchateau kısa bir süre olduğu yerde durdu, sonra direğin tepesinden aşağı doğru inen mantilyalara tutunarak elleri üzerinde doğruldu ve ayaklarını, ardından da kaslı gövdesini yukarı kaldırdı. Başı direğin en tepe noktasında sabit dururken vücudu muazzam bir kıvraklıkla eğilip bükülerek havada düzgün daireler çizmeye başladı.

Bu karmaşık numara için hünerli denizcinin aldığı ödül aşağılarda kopan bir alkış tufanı oldu.

Rus teğmen aşağı inmekte olan Bretona imrenerek baktı. Yanında duran Bahriyeli Kovalçuk’a döndü ve bıyık altından gülerek sordu:

“Sen de yapabilir misin, Kovalçuk?”

Kovalçuk iri gri gözlerini kaldırdı. Yukarıda yüksek direğin iğne gibi göğe uzanan ucuna korkusuzca baktı ve yine aynı korkusuzlukla cevap verdi:

“Emredin yeter, ekselansları. Hatta ondan daha iyisini yaparım.”

“Daha iyisini mi?! Hadi bakalım. Bizi utandırma iki gözüm. Göreyim seni!”

“Başüstüne!”

Cesur Kovalçuk hiç tereddütsüz ileri fırladı ve kedi gibi tırmanmaya başladı. Ellerin ve ayakların alışkın hareketleriyle, iskalaryaya tutuna tutuna direğin tepesine ulaştı. Yukarıda sergilediği ilk hareketler Duchateau’nunkileri andırıyordu ama bitirişi biraz farklı oldu.

Kovalçuk da tıpkı Duchateau gibi başını direğin ucuna yasladı, yine aynı şekilde halatlara tutundu ve ayaklarını yukarı kaldırdı. Ama ondan farklı olarak ellerini serbest bırakıp yatay konuma getirdi. Hemen ardından taş gibi düşmeye başladı.

Korku ve keder dolu ortak bir çığlık yükseldi kalabalıktan. Ancak yarı sarhoş insanların tanrısı büyüktür. Kovalçuk uçuşu sırasında her nasılsa mucizevi bir manevra yaptı ve tek eliyle ikinci serenin üzerindeki bir düğümü yakalamayı başardı.

Ağaç dalında asılı kalmış bir tırtıl gibi sallanıyordu şimdi. Yüzünde teğet geçen ölümün dehşeti ve üzüntüsü okunuyordu. Buna rağmen gözleri kalabalığın içinde Duchateau’yu aramaktan geri durmadı. Bulunca da gururlu ama titrek bir sesle haykırdı:

“Peki sen bunu yapabilir misin, piç kurusu?!”

Ölümün eşiğinden henüz dönümüş bir insanın ağzından çıkan bu küstah cümleyi asla unutmayacağım, hatta hâlâ kulaklarımda çınlıyor desem yeridir.

Kovalçuk’un hakkı vardı. Onun yaptığı şeyi başka hiç kimse beceremezdi. Bir milyon kişiden sadece biri, o da ömründe sadece bir kere başarabilirdi bunu.

Şu anda yazı masasının başında oturmuş düşünüyorum. Kovalçuk için olağanüstü Rus insanının bir örneği diyebilir miyiz? Hayır, o  sıradan bir Rustu.

İşte bu yüzden, Kovalçuk hadisesi bütün Ruslar için geçerli bir hadisedir.

Kovalçuk’u günümüzün ölçütleriyle değerlendirirsek, onun aslında Rus Bolşevizminin nüvesi olduğunu görürüz.

Bir düşünsenize, becerikli yabancılar uzun ve istikrarlı eğitimlerine rağmen, yarı cahil basit bir bahriyeli olan Kovalçuk’un bir kerede becerdiği şeyin onda birini bile başaramadı. Süratle direğin tepesine çıkmak, başının üstünde dikilmek, kollarını serbest bırakmak ve taklacı güvercinler gibi bütün sosyalizmiyle birlikte aşağıya doğru uçuşa geçmek. Yabancıların elindense kafalarını kaldırıp korku ve şaşkınlık içerisinde bu Rus mucizesini izlemekten başka bir şey gelmedi.

Yüksekte asılı kalan Kovalçuk, yolun sonuna geldiğini düşünüyordu büyük olasılıkla, ölüm korkusu yüzünden boncuk boncuk terler birikmişti yüzünde.  Ama buna rağmen o yarı sarhoş, ama aynı zamanda dehşetten büzülmüş dudakları gururla, meydan okurcasına bağırıyordu:

“Peki sen bunu yapabilir misin, piç kurusu?”

Hayır. Yabancılar bunu beceremez.

Bunu ancak Ruslar becerebilir.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: