Fahri Remzi Hıfzı’yı tanır mısınız?

[Uyarı: Yazının içinde paylaştığım memo.ru domainlerine giden bağlantılar için google zararlı site uyarısı vermektedir.]

Bu yazıda Türkiyeli bir komünistin 1897 yılında Gilan’da başlayıp 1938’de Moskova’da sona eren yaşamı, daha doğrusu acı kaderi üzerine eldeki kısıtlı bilgileri bir araya getirmeye çalışacağım. Bu komünistin adı Mete Tunçay’ın Türkiye’de Sol Akımlar kitabında Ali Cevdet, Rusça kayıtlarda ve bu kayıtları esas alan Hürriyet gazetesine ait eski bir haberde Fahri Remzi Hıfzı olarak geçiyor. Hangisi gerçek, hangisi takma, bilmemekle birlikte asıl adının birincisi olduğunu tahmin ediyorum.

Ali Cevdet adına google aramaları sırasında genellikle iki bağlamda rastlanıyor: 1. Amele Teali Cemiyeti’nin 1 Mayıs münasebetiyle yayınladığı broşürün ardından gelen 1925 tutuklama dalgasında Türkiye Komünist Partisi üyeleri Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hasan Ali Ediz ve Ali Cevdet’in, yakalanamadıkları için gıyaplarında yargılanarak 15’er yıl hapis cezasına çarptırılması ve 2. 1920’li yılların başından itibaren Ali Cevdet’in (veya Fahri) TKP’yi Komintern’de temsil görevini yürütmesi.

Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol Akımlar kitabından

Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol Akımlar kitabından

Mete Tunçay’ın yukarıda andığım Türkiye’de Sol Akımlar kitabının II. cildinden bu bağlamların özeti niteliğindeki şu satırları da aktaralım:

Ankara İstiklal Mahkemesince gıyabında 15 yıl hapse mahkum edilen ve daha sonra Komintern nezdinde TKP temsilcisi olan baytar Ali Cevdet, 1925 Haziranında devlet hesabına Berlin’de tıp tahsiline devam ederken “Berlin Türk Talebe Cemiyeti” başkanlığına seçilmişti.

Anlaşılan Türkiye’ye 1925 ve 1929’da geri dönen Nazım Hikmet ve Hasan Ali Ediz’den farklı olarak Ali Cevdet Moskova’da kalmayı tercih etmiş. Ve ne yazıktır ki, Alman oyun yazarı Lion Feuchtwanger’ın öve öve bitiremediği “1937 yılı” onu burada yakalamış.

Ayrıntıları Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Vavilov Doğa Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü’nün hazırladığı “Moskova’da kurşuna dizilip, yine Moskova yakınlarındaki ünlü toplu mezar Kommunarka’ya gömülen Bilim İnsanlarının Listesi”ndeki biyografik kayıttan okuyalım:

Fahri Remzi Hıfzı. d. 1897, Gilan şehri (Türkiye); Türk, 1919’dan itibaren komünist parti üyesi, 1926’dan itibaren Tüm Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) üyesi, üniversite mezunu, Ulusal ve Sömürge Problemleri Araştırma İnceleme Enstitüsü’nde kıdemli öğretim görevlisi, Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Komintern yürütme komitesi nezdinde temsilcisi, ikametgah: Moskova, Gorki Sokağı, Numara 36, daire 53.

8 Ekim 1937’de tutuklandı. SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Kolokyumu tarafından casuslukla suçlanarak 19 Şubat 1938’de idama mahkum edildi. Aynı gün kurşuna dizildi ve Kommunarka’da gömüldü (Moskova Bölgesi). 30 Eylül 1988’de itibarı iade edildi.

Bu kaydın orijinalini kamuoyuna açıklayan insan hakları örgütü Memo’nun internet sitesinde Fahri Remzi’nin adını arattığımızda karşımıza “Stalin Listeleri” adında bir bölüm çıkıyor. Listeler Stalin’in dikkatine sunulmak üzere hazırlandığı için bu şekilde adlandırılıyorlar. İçlerinde Yüksek Mahkeme tarafından yargılananların isimleri var. Stalin listeden herhangi bir ismin üstünü çizmeyip “za” (onaylıyorum) ibaresini karaladığı vakit hepsinin sonu şaşmaz bir kesinlikle toplu mezar.

Aşağıdaki resimde Fahri Remzi’nin adının bulunduğu listenin ilk sayfasını görüyorsunuz. Üzerinde daktiloda yazılmış “Moskova – Merkez”, “SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Kolokyumu tarafından yargılanan kişilerin LİSTESİ”, “3 Ocak 1938” ibareleri ve kurşun kalemlerle atılmış Stalin, Molotov, Kaganoviç imzaları ve yine kurşun kalemle “Ocak” kelimesi üzerine eklenmiş “II” rakamı okunuyor.

Fahri Remzi Hıfzı'nın ölüm fermanı (Fotoğraf: stalin.memo.ru)

Fahri Remzi Hıfzı'nın ölüm fermanı (Fotoğraf: stalin.memo.ru)

Fahri Remzi Hıfzı’nın adı listenin son sayfasında, 63. sırada yer alıyor. Memo bu sayfanın orijinal fotoğrafını koymamış internet sitesine. Ancak listeyi hazırlayan NKVD görevlisinin adı ve imzası verdiğim bağlantıda görülebiliyor: “GUGB NKVD 8. Bölüm Başkanı, Devlet Güvenlik Kıdemli Albayı (Tsesarski).”

“Stalin’i, Molotov’u ve Kaganoviç’i biliyoruz da, Fahri Remzi’nin casusluk ettiğine hükmeden bu devlet güvenlik albayı kim acaba?” deyip Vikipedi’yi karıştırdığımızda Vladimir Yefimoviç Tsesarski‘yle ilgili bazı bilgilere ulaşabiliyoruz: “1895’te Odessa’da doğmuş. 1915-1919 arası Sosyalist Devrimci. 1919’dan itibaren Komünist Parti üyesi. 1936’da NKVD’ye girmiş. Moskova NKVD’sinde ve Uhto-İjemsk toplama kampında yöneticilik yapmış. 1936’da Kızıl Yıldız, 1937’de Lenin Nişanı’yla ödüllendirilmiş.”

Sovyet tarihine aşina olan herkes böylesine parlak bir biyografinin nasıl sona ereceğini gayet iyi bilir: Tsesarski, Fahri Remzi’yi duvarın önüne diktikten tam on ay sonra Aralık 1938’de tutuklanmış. 21 Ocak 1940’ta SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Kolokyumu tarafından idama mahkum edilmiş, cezası aynı gün infaz edilmiş. Sonraki yıllarda itibarı iade edilmemiş.

Fahri Remzi Hıfzı’yla ilgili anlatacaklarım bundan ibaret. Aleksey Gastev örneğinde olduğu gibi Fahri Remzi’nin de sorgu tutanakları ileride bir gün yayınlanırsa bu Türkiyeli komünistin başına gelen felakete ve son günlerine dair daha detaylı bilgilere ulaşabiliriz.

Sadece olgulara dayanarak hazırlanan bu postu ironik bir spekülasyonla bitirmek istiyorum. Nazım Hikmet’i, SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Kolokyumu’nun pençelerine düşmeden İstanbul’da tutuklayarak biz sevenlerine bağışladıkları için Ağır Ceza Mahkemesi’nin merhum reislerine buradan şükranlarımı sunuyorum. Nazım Moskova’ya 1951’de değil de 1937’den önce ayak basmış olsa idi, muhtemelen şu anda severek okuduğumuz şiirlerin çoğu hiç yazılmamış olacaktı.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

6 Responses to Fahri Remzi Hıfzı’yı tanır mısınız?

  1. M. Melih Güneş says:

    Madem ki spekülasyon, ben de karşı çıkarak arkasını getireyim :)
    Örneğin o yıllarda Moskova’da olanlardan şair Nail V. (Çakırhan), Türkiye’ye döndükten sonra çok ürünler verdi, Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü bile aldı. Nail Çakırhan’ın anılarından aktarıyorum:

    “…Yine bir gün Miller, “Doktor seni görmek istiyor” diye haber yolladı. Komintern’e gittim. Doktor’un odasına. Odada iri boylu birisi, tip olarak hiç hoşuma gitmedi. Doktor tanıştırdı, “İşte Baytar Cevdet, duymuşsundur,” dedi. ” Duydum,” dedim. O da elimi sıktı. Böyle tepeden konuşan bir insan. Sonra onu bir daha gördüm. Komintern’den beraber çıktık, Kremlin yakınında küçük bir otele gittik Baytar Cevdet ile birlikte. Orada birkaç kişi daha vardı, hiç tanımıyorum. Zannederim bu kongre zamanına rastlıyor. 1936.
    Kırmızı bir yüzü vardı. Hiç hoşnut değil, böyle ters ters konuşuyordu. Ben biraz kaldım, “artık gideyim” dedim, çıktım. İkinci görüşüm de odur. İlk karşılaştığımda kısaca konuştuk biraz, Türkiye’den bahsettik. İkinci karşılaşmamızda da o daha çok yanındakilerle konuşuyordu böyle kızgın, gözleri kısık şekilde. Kongreye iştirak etti mi onu da bilmem. Başka da Baytar Cevdet ile bir temasımız olmadı…”

  2. Nail Çakırhan’ın tanıklığı gerçekten çok ilginç. Çizdiği profile bakarak Ali Cevdet’in parti adamlığı yolunda politik dönüşümünü tamamladığı izlenimi edindim.

    Öte yandan, karısından ayrılmak zorunda kalan genç bir adam olarak Çakırhan da az bedel ödememiş gibi sanki Sovyet Rusya’da. :) Dikkatimi çektiğiniz için çok teşekkürler. İlk fırsatta edineceğim bu anı kitabını.

  3. M. Melih Güneş says:

    Nail V. (Çakırhan) dönmek zorunda kalmış o yıllarda pek çok kişi gibi. Çocuğuna da devletin sahip çıktığını ve 18 yaşına kadar maddi destek verildiğini öğrendiğini anlatırdı. Nail Çakırhan’ın anılarından, o yılların SSCB’sinden memnuniyeti görülüyor. Yıllar sonra o yıllardaki karısını ve dolayısıyla oğlunu bulması da karısı Halet Çambel’in araştırmaları sayesinde oluyor. O insanlar (Attila İlhan’ın Nail V. ve Nâzım Hikmet için yaptığı tanımla) başka bir galaksinin insanları sanki…

  4. Gün Zileli says:

    Bir tarafta milyonlarca Stalin kurbanı, diğer tarafta Nail Çakırhan’ın sadece izlenime dayanan birkaç kırık dökük anısı. Orada o kadar bulunmuş, hiç mi etrafına bakmamış. Hayret.

  5. Benim aktardıklarım, yaşantıdan kırık dökük alıntılar olabilir. Ama söz konusu kitap okunmadan ömrünce ilkelerine sahip çıkmış biri için böyle bir yorum yapılıyorsa, lafa hacet yok.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: