Sudba çeloveka

Mihail Şolohov’un İnsanın Kaderi adlı öyküsünden uyarlanan bu filmin altyazısını amatör sıfatıyla çevirmiştim. Adetim olduğu üzere filmin, tüketicileri tarafından anlaşılmasına katkıda bulunmak için bir de yazı kaleme almıştım. İlk kez divxplanet forumunda yayınlanan bu yazı 5 Temmuz 2007 tarihini taşıyor.

Aradan dört yıldan fazla bir zaman geçmiş. Filme olan sevgimde bir gram bile azalma olmadı bu sürede. Ancak öykünün yazarı, yani Mihail Şolohov’la ilgili fikrim epey değişti. Değişti çünkü o günlerde Şolohov’a dair pek az şey biliyordum, bugünse en azından 1960’ların ortalarında Rus yazarlar Andrey Sinyavski ve Yuli Daniel’in bir hiç uğruna tam yedi yıllığına çalışma kamplarına gönderilmesinde oynadığı rezilce rolden haberdarım. Buna rağmen İnsanın Kaderi’ni ve yazıldığı dönemde başardığı şeyi seviyorum. Yazıda buna kısmen değindim ama şimdi görüyorum ki bu konunun daha etraflıca ele alınması gerek.

Okumak isteyen olursa İnsanın Kaderi Suat Derviş çevirisiyle Türkçede mevcut. Yazıda ufak tefek oynamalar yaptım. Ama öze yönelik değil hiçbiri. Resimler filmin dvd kopyasından ekran görüntüsü almak suretiyle oluşturuldu. Şolohov’un mirasçılarının beni bunun için mahkemelerde süründürmeyeceğini umuyorum.

—–
– Kaldır başını Tolgonay, topla kendini.
– Zaten başka ne yapabilirim ki sevgili toprağım, kendimi toplamaya çalışacağım elbet… Sen o günü hatırlıyor musun?
-Hatırlıyorum… Ben hiçbir şeyi unutmam Tolgonay. Bu dünya var olalıdan beri, bütün çağların, bütün yüzyılların izlerini taşıyorum ben. Tarih kitaplara sığmaz. Ve senin hayatın Tolgonay, o da benimledir. Yüreğimin içindedir. Anlat Tolgonay, seni dinliyorum, bugün senin günün. (
Toprak Ana, Cengiz Aytmatov. Çeviri: Refik Özdek)
—-

İnsanın Kaderi

Her coğrafyanın kendine özgü acıları var. Ve bu acıları dile getiren kendine özgü hikayeleri… Bazen bu hikayeler farklı coğrafyalar arasındaki sınırları silecek anlatım zenginliğine ve gücüne sahip olur. İnsanın Kaderi işte böyle bir hikaye. Bu yazıda Mihail Şolohov’un yazdığı hikayeden yola çıkarak Sergey Bondarçuk’un aynı adla beyaz perdeye aktardığı filme  daha yakından bakacağız.

***

İnsanın Kaderi, ilk kez Sovyet gazetesi Pravda’da 31 Aralık 1956 ve 1 Ocak 1957 tarihli sayılarında iki parça halinde yayınlanır. Boris Krijanovski ve Mihail Tereşenko tarafından radyo tiyatrosu benzeri öykü temalı bir televizyon programına taşındı. Başrol Sergey Bondarçuk’a verilir. O güne dek hiç yönetmenlik yapmamış, sadece sinema ve tiyatroda oyunculuk deneyimine sahip olan Bondarçuk son derece etkilendiği öyküyü beyaz perdeye taşımaya karar verir. İlk kez yayınlanmasının üzerinden bir yıl geçmeden, Bondarçuk öyküyü filmleştirmek için Yuri Lukin ve Fyodr Şahmaganov tarafından yazılan bir senaryo ile Mosfilm’in kapısına dayanır. Çekim hazırlıklarına hemen başlanır, Vanyuşka hariç bütün karakterlerin kim tarafından oynanacağı belirlenir.

Bu önemli rolde oynayacak oyuncuyu bulmak için Bondarçuk ilginç bir yol izler. Uygun bir aday bulma umuduyla o sırada bir çocuk filmi oynatan bir sinemaya gider. Beklentisi boşa çıkmaz. Film arasında sinemaya babasıyla birlikte gelmiş 5 yaşındaki Pavlik Polunin’i görür. Bondarçuk Vanyuşka’yı bu şekilde bulur.

Çekimler 1958’de gerçekleştirilir. İlk gösterimi ise 9 Şubat 1959’da yapılır. Film o kadar başarılı oldur ki, 1959’da Sovyetler Birliği’nde 39 milyon seyirci toplar. Bu o yılın en yüksek 5. gişe hasılatıdır.

forum resmi forum resmi

Öyküde bütün hikaye yazarın ağzından anlatılır. Bu yapı filme aynen taşınır. Anlatıcı ırmağın kıyısında beklerken, oradan yanında küçük bir çocukla geçen bir adamla tanışır. Vapurun gelişini beklerken sohbet ederler. Çocuklu adamın hayat hikayesini bu şekilde öğreniriz:

II. Dünya Savaşı başlayınca, Voronejli marangoz-şoför Andrey Sokolov askere çağrılır. Doğu cephesindeki çarpışmaların henüz başında yaralanır ve Almanlara esir düşer. 2 yıllık esareti boyunca Naziler tarafından işgal bölgelerinin yanı sıra Almanya’da da köle işçi olarak çalıştırılır. İkinci denemesinde kaçmayı başarır. Kısa bir askeri görevin ardından 1 aylık izinle eve döndüğünde karısının ve iki kızının bombardımanda öldüğünü öğrenir. Hayatta kalan tek aile ferdi olan oğlu bombardımandan tesadüfen kurtulmuş, sonra da gönüllü olarak Kızıl Ordu’ya yazılmıştır. Ne var ki o da savaşın bittiği gün, yani 9 Mayıs 1945’te öldürülür.

Savaştan sonra oradan oraya sürüklenen Sokolov’un yolu şoförlük yaptığı Uryupinsk’te savaşın anasız-babasız bıraktığı Vanyuşka ile kesişir. Bu kesişme ikisi için de yeni bir başlangıç olur.

forum resmi forum resmi

İnsanın Kaderi yaklaşık 20 sayfalık bir öykü. Sergey Bondarçuk baştan sona öykünün gelişimine sadık kalıyor. Ancak bir öyküyü senaryolaştırıp filme dökmek için şart olan zorunlu değişiklikler dışında bazı noktaların altını çizmekten ve bazı yerlerde de kendi yorumunu katmaktan geri durmuyor.

Öykünün kahramanı Andrey Sokolov karısıyla tanışması, metinde 5 satırda anlatılırken, filmde bu 5 dakikalık bir sürede nispeten daha serbest bir tarzda işleniyor.

Kilisenin dışında kurşuna dizilenler, Şolohov’un öyküsünde “hepsi de esmer olmak üzere üç Rus ve bir Yahudi” iken, filmde bu dörtlünün arasına askeri doktor da yerleştiriliyor. Böylece yapılan işin canavarlığının altı biraz daha kalınca çiziliyor. Bu, görevini esirlikte bile olsa en iyi şekilde yapmaya çalışan doktorun “ayıklama işlemi” sırasında verdiği cevapta, basit ama güçlü bir biçimde aktarılır.

– Yahudi misin?
– Doktorum.

Sokolov öyküde ailesinin akıbetini komşusunun yazdığı bir mektuptan öğrenir. Filmde ise bu yüz yüze bir karşılaşmayla verilir, ki en güçlü sahnelerden biri burada ortaya çıkar. Gramofonda aslından farklı olarak İngilizce çalan Fritz Löhner-Beda’nın şarkısı O Donna Clara, bu sahnede Sokolov’un iç sesinin yerine geçer.

Bondarçuk’un hikayeye yaptığı belki de en başarılı müdahale toplama kampının duvarında yer alan Nazi mottosu, Jedem das Seine’yi* aklımızın bir köşesine yazmasıdır. Nitekim bir süre sonra Sokolov, bunun karşısına hemen kendi alternatifini getirip yerleştirecektir: Herkese eşit olarak.

forum resmi forum resmi

Bu filmin Sovyetler Birliği’nde çok beğenilmesinin altında kimi eleştirmenlere göre savaş esirliğine karşı yerleşik bakış açısını sarsması yatmaktadır. Gene bu eleştirmenlere göre o güne dek savaşta esir düşenler neredeyse hainlerle eş tutuluyordu. Şolohov’un öyküsü ve Bondarçuk’un filmi bu bakış açısının yeniden ele alınmasına yol açtı[1].

Sergey Bondarçuk II. Dünya Savaşı’na katılmıştı. O da Sovyet sinemasının diğer pek çok yönetmeni ve oyuncusu gibi kelimenin tam anlamıyla kaputunu çıkarıp VGİK’te** sinema eğitimine başlamıştı. Savaşın acılarını, trajedilerini ve zaferin sevincini ve gururunu belleğine taptaze yaşatan bir kuşağın temsilcilerinden birisi olarak bu özelliğini filme yansıtmıştır. Bu yüzden olsa gerek Roberto Rosselini bu filmin “Savaş hakkında çekilmiş en güçlü, en büyük film” olduğunu söyler [2].

Bazı eleştirmenlere göre Sovyet sinemasında üç film ve bu filmlerin üç karakteri birbirine çok yakındır[3]. Letyat Juravli’nin Veronika’sı, Ballada o soldate’nin Alyoşa Skvartsov’u ve Sudba Cheloveka’nın Andrey Sokolov’u***. Bu filmler ve bu karakterler savaşın Sovyet insanında yarattığı tahribatı, henüz tazeyken başarılı bir biçimde perdeye yansıtmış ve sadece çekildikleri coğrafyada değil tüm dünyada beğeni toplamıştır. Ancak İnsanın Kaderi işi acıyı betimleyip kenara çekilen bir film değildir. İnsanların yıkım sonrası kendilerini nasıl topladıkları, yaşama hangi noktalardan yeniden bağlandıkları filmde güçlü bir şekilde dile getirilir. Öykünün ve filmin söylediği söz de budur zaten.

5 Temmuz 2007, Ankara.

forum resmi forum resmi forum resmi

———–

*: Roma kökenli bu özdeyiş, “Herkese hak ettiği kadar” anlamında kullanılır ve ikinci savaşta da tıpkı Arbeit macht frei gibi, toplama kampı dekorasyonlarında bol bol kullanılmıştır.
**: Tüm-Rusya Devlet Sinema Enstitüsü. 1919’da kurulan Enstitü, Eisenstein dahil, Sovyet sinemasının neredeyse bütün yönetmenlerini, oyuncularını ve teknisyenlerini yetiştirmiştir.
***: İlk ikisi bir yana, eğer sadece Andrey Sokolov’a yakın bir karakter sorulsaydı, vereceğim isim Cengiz Aytmatov’un ölümsüz eseri Toprak Ana’nın Tolgonay’ı olurdu.

[1] www.portal-slovo.ru
[2] agy
[3] agy

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

One Response to Sudba çeloveka

  1. Geri bildirim: Komissar | şarap dumanları

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: