Skazka skazok – Masalların Masalı

Aşağıdaki yazı ilk kez 28 Nisan 2007 tarihinde forum.divxplanet.com’da yayınlanmıştı. O günlerde amatör sıfatıyla çevirisini yaptığım kimi filmlere forumda “incelemeler” yazıyordum. Bu yazılar hem Sovyet kültürünü daha yakından tanımak, hem de dil becerilerini geliştirmek için iyi bir araç idi. Şimdi bakıyorum, yazılışının üstünden dört yıl geçmiş. Haliyle içinde geçen bazı fikirlerim bugün değişmiş durumda. Okunurken bu durumun akılda tutulmasında fayda var. Yazıdaki fotoğrafları nereden topladığımı hatırlayamadığım için kaynak gösteremiyorum.
***

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze….“Masalların Masalı”ndan, Nazım Hikmet

Yetmiş yıllık Sovyet sanatının ilk yarısına damgasını vuran olay sosyalizm ise, ikinci yarısına damgasını vuran savaştır. İkinci savaşın Sovyet halklarına yaşattıkları, ve sonrasında hatırlattıkları ve yaşamlarına etkileri hemen hemen bütün sanat dallarında kendine konu ya da çıkış noktası olarak yer bulmuş, önde gelen bütün sanatçıları bu konuda yapıtlar vermiştir. Bu dallardan bir tanesi canlandırma sanatı, bu sanatçılardan birisi de Yuri Norşteyn’dir.

Senaryosunu Ludmilla Petruşevskaya ile birlikte yazdığı ve eşi Françeska Yarbuzova ile birlikte resimlediği 1979 tarihli Skazka Skazok, Masalların Masalı adlı canlandırma, Birlik içerisinde büyük beğeni toplamış, gösterildiği her festivalde en önemli ödülleri kazanmış ve birçok eleştirmen tarafından gelmiş geçmiş en iyi canlandırmalardan birisi, hatta kimilerine göre en iyisi olarak gösterilmiştir. Masalların Masalı, Türkiye’de de 2006 Kasım’ında Gezici Festival programında, çeşitli illerde izleyicilerle buluşmuştur.

Söz konusu coğrafyanın geleneklerinden, tarihinden ve ortak kültüründen izler taşıyan ve yer yer bulmaca niteliğindeki filmin daha iyi anlaşılabilmesine ve dolayısıyla izlerken daha çok keyif alınabilmesine katkı sağlamak için, geç de olsa bir inceleme yazmaya karar verdim.

Çocukluk hakkında bir film

Masalların Masalı’nın ortaya çıkış öyküsünü, yazar ve senarist Ludmilla Petruşevskaya, “Norşteyn’e ve okura” adlı açık mektubunda anlatır. 1976 Martı’nda Norşteyn, arkadaşı Petruşevskaya’yı telefonla arar. Savaş zamanında geçen çocukluğuyla ilgili bir çizgi film yapmak istediğini ve bu filmin senaryosunu Petruşevskaya’nın yazmasını istediğini söyler. Çünkü kendisi yazmaktan nefret etmektedir. Ne var ki Petruşevskaya o sırada hamiledir, doğuma sadece bir ay kalmıştır, üzülerek teklifi geri çevirir. Norşteyn ise senaryoyu onun kaleme almasında ısrarlıdır ve doğumdan üç ay sonra tekrar Petruşevskaya’nın kapısına dayanır: “Yura! Bana şiir kitapları getirmiştin. Hepsi de romantik yazarlardı, Garsiya Lorka, Pablo Neruda, Nazım Hikmet. Ve de bir Pikasso albümü… Bundan başka, Nazım Hikmet’in bir şiiri seni esir almıştı: Masalların Masalı… Bunun filmini yapmak istiyordun. Tamamen şiirle doluydun… Peki ya ben? Bense tamamen sütle… Ve aklımda sadece çocuklar vardı…” Norşteyn’in filmine katmak istediği bir unsur daha vardır: “Görünüşe göre sana bir kahraman daha gerekiyordu – küçük kurt. Hani şu ninnideki…”Norşteyn’in filminde ‘oynatmak’ istediği kurt, Rusçada çok ünlü bir ninninin ‘kötü karakteri’dir. Uyumayan çocukları ‘kapan’, küçük boz bir kurt. Hatta film için ilk düşünülen isim “Pridyot serinkiy valçok”tur (Küçük Boz Kurt Gelecek). Ancak 70’li yılların sonları Sovyetler Birliği’nde birçok açıdan alt üst oluşlara gebe bir dönemdir, yönetim kademelerinde de kafa karışıklığı ve endişe hakimdir. Bu isim, nedense tehditkar bulunur ve sansüre takılır. Norşteyn’in alternatifi ise çok sevdiği Nazım Hikmet şiirinin adıdır: Masalların Masalı. Adı tehditkar bulunan çizgi film, daha sonra en büyük devlet ödülü olan Sovyet Devlet Nişanı ile ödüllendirilir.

Bu çizgi filmi daha iyi anlamamıza yardımcı olacak cümleler için yine Petruşevskaya’nın mektubuna dönelim:

“Bütün bunlar nasıl birleştirilir ki, şair, kurt, benim çocuğum, savaş, Hikmet’in dizeleri, çınar, su, kedi, sonra Pikasso’nun grafikleri? Nasıl? Bunların yanında, hatırlatırım sana Yura, senaryoya savaş yıllarında geçen çocukluğunu da eklememi istemiştin!”

forum resmi
Masalların masalına eskiz / Masaya Davet. Huzur – Y. Norşteyn 1977

Müzik

Filmin müziklerini, Norşteyn’in daha önce de birlikte çalıştığı Mihail Meyeroviç yapar. Norşteyn, Meyeroviç’e o kadar güvenmekte ve onunla çalışmayı o kadar istemektedir ki, çekim hazırlıkları başladığı sırada Petruşevskaya’nın deyimiyle ‘bir akıl hastanesinde’ yatan, Meyeroviç’i bağlantılarını kullanarak oradan çıkartır.

Filmde, jenerikte de belirtildiği gibi ağırlıklı olarak Bach ve Mozart müziklerine yer verilmiş, düşsel ve anılara dayalı havayı güçlendiren parçalar seçilmiştir. Kalan sahnelerde Meyeroviç’in elinden çıkma parçalar kullanılmıştır.

Ama filme damgasını vuran müzik eski bir tangodur, 1930’lu yılların Polonya’da ve Sovyetler Birliği’nde çok sevilen bir Peterburgskiy bestesi. Rusça adıyla ‘Utomlennoe Solntse’, Yorgun Güneş, savaş öncesi tedirgin bekleyişi ve savaşın bittiği günkü buruk sevinci, o günü çok net hatırlayan Petruşevskaya’nın da anlattığı gibi oldukça başarılı olarak betimlenmesine katkıda bulunmuştur:“Savaşın bittiği gün, Yura, sen dört yaşındaydın. Bense neredeyse yedi. Savaşın yarattığı yarı dilenci, başıboş gezen çocuklardan biriydim. Ninemle ve teyzemle ışıksız bir yerde yaşıyorduk ve kırıntılarla besleniyorduk. Herşeyi gördüm. 9 Mayıs 1945 gecesi saat dörtte, karanlık aydınlanırken aşağılardan gelen çığlıkları ve silah seslerini duydum. Çıplak ayakla sokağa fırladım. İnsanlar yarı karanlıkta koşuyordu. Bütün gün şarkılar söylendi, dans edildi, içildi ve göz yaşı döküldü. Hastanelerde yatan yaralılar bandajlar içinde, omuzlarda taşınarak sokağa çıkarıldı. Her yerde akordeon, gramofon ve orkestra sesleri. Akşama doğru Volga kıyısında havai fişekler atıldı.”

forum resmi forum resmi

Teknik

Peki yönetmeninin deyimiyle “size yaşama kuvveti veren basit şeyler hakkında”ki bu film hangi teknikle yapılmıştır? Norşteyn, filmi “en ilkel, normal ve plebiyen yoldan” çektiğini söylemektedir bir röportajında. Teknik, en kaba anlatımla hareketli kollara-bacaklara ya da özellikle sahip, boyanmış-çizilmiş ayrık figürleri kullanmak ve bunları maketlerin ortasında yerleştirerek tepeden görüntülemektir. Arkaplanlar, derinlik duygusu yaratmak için üst üste yerleştirilen şeffaf sellüloid katmanların üzerine çizilidir.

Norşteyn aynı röportajında filmle ilgili birkaç ‘sırrı’ da açıklamaktadır. Bebeğin süt emdiği sahnedeki emme sesleri bir köpeğe aittir. Küçük kurdun nevrotik gözleri ise bir dergiden alınmıştır ve bir kazadan kurtarılan bir kediye aittir.

Asıl tutkusu resim yapmak olan Norşteyn, gençliğinde yaptığı bazı tabloları da filmde kullanmıştır. Eski sobanın önündeki ihtiyar kadın gibi. Norşteyn’in Moskova’da ailesiyle birlikte yaşadığı Marina Koruluğu’ndaki uzun koridorlu, az ışıklı komünal apartmanlarındaki komşularından birisidir aslında bu kadın. Kar yağarken dallara konmuş, oturan kargalar da bu resimlerden birisidir. “Film üzerinde çalışmaya başlayınca, o eskizleri bulup çıkardım. Marina Koruluğu’ndaki evimizi yeniden yaratmak için kullandık onları.”

Yuri Norşteyn. (Fotoğraf: animator.ru)

Norşteyn, “planı parmaklarının ucunda hissetmeden” çalışamayan bir canlandırmacıdır. Bu nedenle bilgisayar tekniklerinden yararlanmaz ve herşeyi eliyle yapmayı tercih eder.

“Masalların Masalı 20 Yaşında” sergisinin açılışında bunu şu sözleriyle anlatmıştır: “Planın içinde plazma hissi vardır. Adım adım eyleme, jeste doğru kabuk bağlayan, kılığa bürünen kesintisiz bir hareket olmak zorundadır.”Norşteyn filmlerinde atmosfer, hissedilebilirdir ve insani algının içindedir. Üzerinde iyice düşünümüş ve çalışılmış yapı ve ışık, ekranda kelimenin gerçek anlamında bir atmosfer, ışık, yağmur ve sis hissi uyandırmaktadır.

Film

Filmin akışı içerisinde, Petruşevskaya’nın nasıl birleştirilebilir diye sorduğu, yer yer kesişen birkaç karakter ve öykü vardır.

Rus folklörünün uyumayan bebekleri kapıp götüren küçük boz kurdu, artık savaş zamanının yarı aç, yarı evsiz çocuklarından birisidir. Zorlukla beslenmektedir, oyuncağı bir singer dikiş makinasıdır. Ve kesinlikle ninnideki çocukları tırpışlarından tutup kaçıran aç bir kurt değil, sorumluluk sahibi, gerektiğinde çocuk bakabilen, yıllar sonra da çocuk büyüyüp kargalarla elmasını paylaşırken çocuksu bir gururla onu izleyen bir kurt. Çınarın altında yatan şiir eleştirmeni kedi gibi, kardeşine bakması için ablayı uyaran boğa gibi insancıldır, sanattan anlamakta ve şiirin ışıltısından etkilenmektedir.

Öte yandan insanlar vardır. Yemeyi, içmeyi, dans etmeyi seven insanlar. Ama savaş eğlenceye bir nokta koyar. Gramofonun her takılışında bir koca, bir kardeş, bir oğul eksilir. Kalanlara ise geleneklere uygun olarak gidenler için bir tabakta içecek ve yiyecek bırakmak ve beyaz örtülü boş ziyafet masası hazırlamak düşer. Bir de elma yemeye bayılan ve inanması istenilenin aksine küçük kurtlardan ve kargalarla takılmaktan hoşlanan bir savaş zamanı çocuğu vardır.

Ve tabii su başındaki çınar… Pikassovari çizgilerle çizilmiş, ‘çok şükür’, yaşayanların mutluluğu… Huzur…

Son olarak Norşteyn’in deyimiyle çocukluğun bitişini imleyen bir köprü.

Bütün bunlar nasıl birleştirilebilir? Buyurun birlikte seyredelim.

Reklamlar

Hakkında Mustafa Yılmaz
Rusça çevirmeni.

One Response to Skazka skazok – Masalların Masalı

  1. Yuri Norşteyn’in “Masalların Masalı” adını kullanmak için Vera Tulyakova ile konuştuğunu biliyorum. 2005 yılında 228 sayfalık büyük boy bir kitabı da basıldı.

Eklemek istediğiniz şeyler varsa...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: